|
Değerli kardeşlerim, sevgili evlatlar…
Bu sohbetimizin konusu Tasavvuf Eğitimi hakkında olacaktır…
Güzel Rabbimiz, kullarına o kadar yakın ki, bunu kutsal kitabımızda kendi kelamıyla “Biz O’na şah damarından daha yakınız” (Kâf Sûresi 16) buyurmuştur. Yine bir Hadis-i Kudsisinde “Hiçbir yere sığmadım mü’min kulumun kalbine sığdım” demiştir. Yine Güzel peygamberimiz (S.A.V.) “Mü’minin kalbi Halıkın hanesidir, kalbe nisbet arşı ala mercimek tanesidir” diye buyurmuştur…
İşte güzel Mevla’mız insanın manevi iç âleminden dışarıda değildir… İnsanlarda bulunan ve kalp denen, bu kutsal evdeki gönül aynası ile yüz yüzedir sanki… Yine bir Hadisi Kudsisinde “Beni kendi kalbinizin dışında aramaya kalkarsanız benden uzaklaşırsınız” buyurmuştur…
Bu kadar yakın olan Rabbini insanoğlu müşahede edemiyor, duyamıyor ve tanıyamıyorsa, kalbinde bulunan bu gönül aynasının, işlediği günahlar, yaptığı hatalar nedeniyle, kirli paslı, buğulu olmasından ve görüntü alamamasından ileri gelmektedir…
İşte, Tasavvuf eğitimi denilen manevi eğitimin bütün amacı, Hakk’la kul arasında masiva ve perde olan, bu kir, pas ve buğuların, zaman dilimleri içinde, yavaş yavaş, zahiri emir ve yasaklara, zahiri yaşama ters düşmeden temizlenmesidir…
Bu temizlik işleminde kullanılan zikirler ise sıra ile Kelime-i Tevhid’le: Lailahe illallah’la başlayan Allah, Hu, Hay, Hak, Kayyum ve Kahhar’la devam eden Rabbimizin güzel isimlerini anmakla, zikretmekle olmaktadır… Zira Mevla’mızın bu güzel isimlerini sürekli, çokça ve bir eğitim düzeyinde andıkça öylesine bir enerji, öylesine bir güç ortaya çıkar ki, bırakın gönül aynasını temizlemeyi, kâinatın tüm zaman ve mekânlarını bir an içinde tertemiz yapacak güçtedir…
Böyle bir eğitim almamış, inanan ve inanmayan herkes, kirli, paslı ve buğulu olan, gönül aynasına yansıyan ve gönül aynasında bulunan bu kâinatı ve içindekileri, dış gözleriyle, hiçbir farklılık olmadan aynı şekilde görürler…
Ancak kalb eğitimi dediğimiz, manevi eğitime giren ve Hakkın isimlerini sürekli zikreden kul, gönül aynasının bir kısmının temizlendiğini görür ve Hakkın fiil tecellisi ile karşılaşır… Rabbimizin gönül aynasına tecelli ettiği bu fiil tecellisi insanın iç âleminden dış âleme açılan gözleri sayesinde bu dünya ve kâinatta değişik olayların olduğuna şahit olur… Ve atomdan, feleğe, Göklerden, yere kadar, her şeyin, her eşyanın, O’nu zikrettiğini ve O’nun gücü ve fiili ile hareket ettiğini görür…
Manevi eğitim ilerledikçe ve Hakkın zikirleri biraz daha gönül aynasını temizledikçe, Rabbimiz sıfatları ile sıfat tecellisi ile bu gönül aynasına tecelli eder ve insanlar bu Dünya ve Kâinatın, maddeden renklere dönüştüğünü, her şeyin bin bir renk’e boyandığını görür…
Hakkın zikirleriyle eğitim biraz daha sürdürülür, gönül aynası tam olarak temizlenirse, Rabbimiz gönül aynasına Zat’ı ile tecelli eder ve insanların dışarıda gördüğü her şey kaybolur… Artık görülecek bir şey yoktur ve görünen sadece O’dur… Bu insan yaşamında sürekli değil, istenildiği zaman olur…
Yani Rabıta, Murakabe ve Müşahede hallerini manevi eğitimle elde ederek, bu hallerin makamlarına istenildiği zaman girebilmekle olur… Daha doğrusu, Allah beni görüyor ve her halimi biliyor düşüncesiyle, Allah’ın dışındaki her şeyi duygu ve düşünceden çıkarmak, ve Allah’ın her şeyi kuşattığını tefekkür etmekle ve sıfatlarda o sıfatların sahibini görmekle olur…
İşte Tasavvuf eğitiminin amacı budur… Hakka kavuşmak, Hakla buluşmak, Hakkın dostu olmak Hakkı müşahede etmek, Hakkı tanımak, Hakkın ilmini ve gücünü bulmak, Hakkal yakın olmak, ölmeden önce ölmek, Hakk aşığı olmak ve Hakka ulaşmak budur…
Tüm bunlar insan kalbi içinde, gönül aynasında olup biter… Bu nedenle, Hakka ulaşmak için iç âleminden başka diyarlara giden, başka âlemlerde yolculuk eden yoktur…
|
|