:: İstatistik ::
 

    LÜTFEN… ÖNCE ZİYARETÇİ DEFTERİNE GİRİNİZ…

Önceki Sayfa

1

2

3

Sonraki Sayfa

4

5

6

7

23.04.2007

 

SORU 1: Yaptıklarınızın, Dersinizin ve Sitenizin gerçek amacının ne olduğunu açıklar mısınız ?..

CEVAP 1: Sitemiz baştan sona okunur incelenirse, yaptıklarımızın iki amacı olduğu görülecektir.

Birinci amacı:

Ömrünü meyhane ve birahanelerde sarhoş olarak geçiren,

Kumar masalarında ailesini ve servetini tüketen,

Eşlerini terk ederek, bar, pavyon ve fuhuş yuvaları gibi batakhanelerde zina ederek hayat geçiren,

Tabanca sapıyla, her gün eşlerini ve çocuklarını sıraya dizerek döven,

Dünyanın dört bir tarafında, kefen soyan ve kefene sarılı ölülerin altın dişlerini sökerek yaşamını sürdüren,

Asgari ücretle tutulup, adam vuran ve suçlarının cezasını uzun süre 15-20 yıl gibi hapishane köşelerinde çeken, ömrünü tüketen,

Devlet ve Millet düşmanlığını, inanç kabul eden, yaşamında tek hedef gören,

Hakkın yaratıklarına zulmetmeyi seven, acı çektirmekten zevk alan,

Kendini toplumdan tamamen dışlamış, Dine ve insanlığa kin kusan,

Zahiri ve Manevi hiçbir nasihati dinlemediği gibi, bu nasihatleri edenlerin üzerine yürüyerek küfreden,

Kendini ve kimseyi sevemeyen, kısırlaşmış duygularıyla, tehlikeli olan ve fikirleri betona dönüşen ve apayrı bir dünya yaşayan milyonlarca kardeşlerimizle tanıştık. Biz ve diğer arkadaşlarım, bunların batık yuvalarının ta içine kadar girerek önce iki insan olarak yan yana oturduk, anlaştık. Daha sonra sitedeki dersimizi tek tek ellerine vererek, onlarla buluşturduk

Bizimle tanışan bu kardeşlerimizin hepsi önce derslerini yaparak, bu tüm kötü alışkanlıklarını bıraktılar… Bu ilk adımdan sonra, kitaplardan ve sohbetlerden zahiri ve dini bilgiler elde ederek, hayatlarını zahiri ve manevi yönden en iyi, en mutlu bir şekilde yaşamaya başladılar.

Şimdi, bunlar gibi yardıma ihtiyacı olan kardeşlerimizle site aracılığı ile buluşmak istiyoruz…

Yani sitedeki bu dersimiz, bu kardeşlerimizin içinde bulunduğu bataklığa uzanan ilk el gibidir…

Bazı arkadaşlarımız, ders değil de neden Kur’an okuyun demiyorsunuz diyor… İnsafla bakılırsa bu anlaşılır… Ömründe şahadet getirmeyi unutmuş, beyni ve duyguları dumura uğramış, evinin kapı numarasını dahi okuyamayacak hale gelmiş bir insana, hangi tefsiri, hangi mevlüd’ü okutalım…

Kazandığımız bu kardeşlerimizin sayısı şu anda milyonları geçti… Bu binlerce batakhanelerin batması binlerce yuvaların kurtulması demektir…

Bunun, Dine, Vatana ve Millete bir zararı varsa söyleyin...

Yaptığınız iş olumlu diyorsanız, gelin fikirler üretin, beraberce çalışalım, insanlık ayıbı olan bu batakhaneleri beraberce kurutarak, bu kardeşlerimizi beraberce kazanalım. En önemlisi Yüce Mevla’mızın, Rızasını, gönlünü ve sevgisini kazanalım…

İkinci amacı:

Şu anda aramızda gurur duyduğum, canım kadar değer verip sevdiğim, gerek zahiri ilim, gerekse Din ilmi yönünden, bu asırda zirveye çıkmış çok sayıda kardeşlerimiz var… Bunlarla da, yine önce sitedeki dersimizle başlayıp, kalbi ilimlerle devam eden ve Hakka kadar uzanan manevi bir eğitim ve manevi bir yolculuk içindeyiz…

Bu nedenle sitemizin ilk amacı, kişileri, ilk adım dediğimiz dersle buluşturmak ve sonrasında en yüksek, en güzel sevgiliye beraberce ulaşmak…

Bu anlattıklarımız bir masal bir hayal değildir. Sitedeki ziyaretçi defterini okursanız, yazdıklarımızın hepsini canlı birer delil olarak tek tek göreceksiniz…

Dersi kastederek, sitemizin başlığını, bu asrın, 2000li yılların en büyük mucizesi diye koyduk.

Bu kadar canın, bu kadar yuvanın kurtulmasına kısa zamanda vesile olan ve bunu yaşayan delillerle ortaya koyan, bu ders dediğimiz gücün, şu ufacık bir övgüye hakkı yok mu dersiniz…

Sevgilerimle…

.doc formatında indirmek için tıklayınız

    LÜTFEN… ÖNCE ZİYARETÇİ DEFTERİNE GİRİNİZ…


13.04.2007

 

SORU 2: Ziyaretçi Defterine gelen mailler hakkında ne düşünüyorsunuz ?..

CEVAP 2: Bu ziyaretçilerimizin hepsi, gönül bahçelerinde renk renk açan, binbir çeşit ilahi kokularla bezenmiş gönül gülleridir…

Yazıları ve sözleri, sır alemlerinde bulunan duygularla yazılmış, söylenmiş, kötülük ve çirkinlik adına ne varsa, hepsine bir tepki, bir çığlık ve bir feryat gibidir…

İnsanlar bir toz kadar da olsa, yaşamlarındaki hatalarını örtmek için yarışırken, bu gönül dostları dersten önceki koyu siyah yaşamlarını, iki cihana sunma fedakarlığını göstermişlerdir… Eminim ki hepsi de doğru söylemişler, hatta az bile yazmışlardır…

Yine eminim ki bundan amaçları, ellerinde bulunan dersin, büyük bir ilahi güçle desteklendiğini ispat etmek ve yaşamları kendileri gibi olanların kurtulmaları için, bu dersle buluşmalarını sağlamaktır…

Bunu yapmak kolay değildir… Bu Hakk dostlarının, Hakka sevdalık çekenlerin, Hakkın kullarına ve yaratıklarına olan büyük bir şefkatin ve merhametin eseridir… Ve bu duygu dolu yazılarda, aldatma ve gösteriş adına en ufak bir riyakarlık da görülmemektedir…

Ancak; bu gönül dostlarına bazı gerçekleri hatırlatmakta yarar olacaktır…

Sevgili kardeşlerim… Şu yazacaklarımı iyi bilin… İyi belleyin…

Bu dersimizi bir güç, bir nimet olarak elimizde bulunmasını sağlayan, nasip eden, alemleri yaratan Yüce Rabbimizdir…

Ve yine, bizi birbirimizle tanıştıran, bizi size, sizi bize sevdiren, zahiri ve manevi ilimlerle doyuran, ahlak, duygu ve düşüncelerimizi güzelleştiren, yaşamlarımızı olumlu yönde düzelten, dualarımızı geri çevirmeyen, bizleri kendisine doğru çeken, her şeyin sahibi, her şeyi yaratan yüce Mevla’mızdır…

O varsa her şeyin bir haddi sınırı vardır… Kim olursa olsun, hoca, talebe, güç ve ilim, Hakkın karşısında boynu büküktür ve bükük durmalıdır. Hatta hiç yoktur…

Yapan, yaptıran Rabbimizdir…

O verirse her şey olur…

O desteğini çekerse her şey durur, yok olur…

O güzeldir… O sevgilidir… Birbirimize olan sevgimiz, O’nun sevgisini bulmak içindir…

Her şeyi O’nun için yapın…

Her şeyi O’nunla yapın…

Hakk’tan asla ayrılmayın…

Kullarından değil, Her şeyi Allah’tan bilin…

Şu ana kadar yazılarınız ve ziyaretiniz olumlu ve çok güzel… Tıpkı sizin gibi…

Hepiniz bizlere birer evlat gibisiniz ve sizleri çok seviyoruz…

Yaşamınızın her saatinde, Allah sizin ve bütün inananların yardımcısı olsun. Allah’a emanet olun…

Sevgi ve selamlar…

.doc formatında indirmek için tıklayınız

    LÜTFEN… ÖNCE ZİYARETÇİ DEFTERİNE GİRİNİZ…


04.04.2007

 

SORU 3: Günümüzde karşılaştığımız, Hoca, Şeyh, yazar gibi sıfatlarla tanınan kişilerin ve dini cemaat liderlerinin, gerçekte Allah dostu, O’nun veli kulu olup olmadığını ve bu kişilerin manevi gücü bulunup bulunmadığını nasıl anlayabiliriz?.

CEVAP: Zahiri bilgilerle, bir şahsın Allah dostu ve O’nun veli kulu olup olmadığını, şu üç halle anlayabiliriz :

 Birincisi: Ona karşı peşin yargınız olmadan, iyi niyetlerinizle ziyaretine gittiğinizde, yaşamınızla ilgili olumsuz her türlü duygu ve düşünceler içinizden gider… Sizi üzen, acı, gam, keder, telaş, vesvese ve sıkıntılar yok olur… Kendisinden çekinip, uzaklaşmazsınız… Yanında, bir ana kucağında durur gibi, mutlu ve huzur bulursunuz… Moral yapınız düzelir…

 İkincisi: Söylediği her söz, bir bahar yeli gibi, kulaktan gönlünüze akar… Söylediği her söz kendiliğinden beyninize yapışır, yıllarca unutamazsınız… Sormadan size cevap verir… Cevapları ilim ve hikmet doludur… Bildiklerinizi hale çevirir ve size yaşatır… Bilgileriniz sürekli artar…

 Üçüncüsü: Her karşılaştığınızda, her gördüğünüzde, size Allah’ı hatırlatır… İçinizde Hakk’a karşı Şevk oluşur… Elinizde olmadan onu sever, ona saygı duyarsınız… Kendisinden sıkılmaz, sohbetlerinden ayrılmak istemezsiniz… Sizden hiç bir şey istemez… Siz ondan hayır dua istemeye mecbur kalırsınız…

 Bir zatın yanında, bu duygu ve haller, hiçbir nedene bağlı olmadan sizde oluşuyorsa, bilin ki karşınızda duran bir Allah dostudur… Sözü ve yazdıkları, duygu ve davranışına uyan, içi dışı bir olan, duası kabul olunan, Hakk’ın sevgilisi, Onun veli kuludur…

 Bu hâl ve duyguları yaşatamayan, bunların dışında olan bir kişinin, kendini din adamı, Hakk dostu gibi görmesi ve halka kabul ettirmek istemesi, Allah katında suçtur… Yalandır… Kişiyi ve ona uyanları dinden, imandan eder… Ahirette ceza görür… Dünyada ise, belâ ve musibet içinde yüzer… Sonunda kaybolur gider…

 Sitedeki günlük dersinizi sürekli, her gün yaparsanız, Zahiri ve Manevi yönden çok iyi yerlere gelirsiniz…

 

.doc formatında indirmek için tıklayınız

    LÜTFEN… ÖNCE ZİYARETÇİ DEFTERİNE GİRİNİZ…


05.04.2007

 

SORU 4: Kulun Rabbinin emirlerine ters düşmeden yaşaması mümkün mü ?.. İlim, hale çevrilmezse, tek başına yeterli olur mu ?..                                                         CEVAP: Kullar ömrünün her anında, her gününde ve her çağında Rabbiyle beraber yaşadığını, O’nunla muhatab olduğunu bilmelidir…

 Yüce Mevla’mız gökyüzünden yer yüzüne bütün eşyayı kendisinin yarattığını ve bütün işleri ilahi bir düzen ve disiplin içinde kendisinin idare ettiğini, kutsal kelamıyla herkese duyurmuştur…

 Ve kullarından bu ilahi düzene ters düşmeden yaşamaları için emir ve yasaklar getirmiş, nasıl yaşamaları gerektiğini bildirmiştir…

 Hakk tealâ, kendisiyle ters düşen bütün kullarına, dünyada belâ ve musibet, Ahirette ise, ceza vereceğini duyurmuş, düzenine ve idaresine uymayanlara, onları bozmaya çalışanlara, ilahi adaletiyle hükmedeceğini beyan etmiştir…

 Bu nedenle; kulun Rabbine isyan etmeden, O’nunla dost olarak yaşaması için, önce yaratılan her şeyi ve niçin yaratıldığını, sonra kendisini ve yaratılış gayesini ve daha sonra Rabbini tanıyarak, neyi sevdiğini, neye kızdığını bilmesi lazımdır…

 Bunun için de, zahiri müsbet ilimlerini, Din ilimlerini ve mana ilmi dediğimiz kalb ilmini öğrenmesi ve bunları bilgiden hâle çevirerek yaşaması ve amel etmesi gerekmektedir…

 İlim tahsil etmek ve bilgi edinmek her şeyi halletmediği gibi, hâle çevrilmez yaşanmaz ise, bunalıma ve inançsızlığa sürüklediği çok kere görülmüş, şahit olunmuştur…

 Bilgi var Hâl yoksa, duygu yoktur…

 Hâl var Bilgisi yoksa, duygular bir yerde kısırlaşır…

 Hem bilgi, hem de Hâli varsa duygular sürekli büyüyerek gelişir ve istenen sonuç elde edilir…

 Bu nedenle; kulun Rabbiyle ters düşmeden yaşaması için, önce ilim öğrenmeli, sonra bilgisini hâle çevirerek yaşamalıdır. Aksi büyük bir felakettir… Zira Alimler bildiklerini hâle çevirip, amel etmezlerse, bilgisiz cahillerden çok daha acıklı hâle düşebilirler…

 Sitedeki günlük dersinizi sürekli her gün yaparsanız… Rabbinize ters düşmeden O’nunla dost olarak yaşamayı öğrenirsiniz… Mutlaka deneyin… Ve bu dersi başkalarına da ulaştırarak, bilginin hâle nasıl çevrildiğini görün…

.doc formatında indirmek için tıklayınız


05.04.2007

 

SORU 5: Günahlar bedenin hangi organlarıyla işlenir ? Günahlar ve tevbeler kişinin hal ve makamına, Allah katındaki derecesine göre değişir mi ?..                          CEVAP: Kulun Allah’ın istemediği şeyleri yapması, günah kazanmasına neden olur…

 Bu günahlarına karşılık, Allah katında, hakkında alınan kararlar, hep aleyhine çıkar, bela ve ceza ile karşılaşır… Bu da Dünya ve Ahirette perişanlık demektir…

 Bu nedenle kul ya hiç günah işlememeli… Ya da günah işlediğinde, daha hakkında karar çıkmadan Rabbinden özür dilemeli, tevbe etmelidir…

 Suç ve hatalar, sözle, fiille ve duygularla işlenir…

 Sözle ve fiillerle işlenen günahlar bedendeki organlarla işlendiğinden, görünür, bilinir ve önlemi alınır…

 Ancak duygularla işlenen günahlar kalble ilgilidir… Bunlar için bırakın önlem almayı, bazen fark bile edilemez… Şirk, Gurur, Kibir, Riya, Hased gibi duygular kalbte işlenen görünmeyen günahlardır…

 Ayrıca; Şeytanın kalbe soktuğu çeşitli düşünce ve vesveseler vardır… Bunlar Allah’ı anmaktan Allah’ı düşünmekten gafil bırakan duygulardır…

 Ve yine Allah’ı fiil ve sıfatlarıyla tanımak bilmek yaratılış gayesidir… Bu yöndeki eksiklik, yaratılış gayesine ters düşen, büyük bir gaflet ve kusur sayılmaktadır…

 Bunlar kulun haline ve Allah katındaki derecelerine göre değişir… Her halin kendine göre taati, günahı, sınır ve şartları vardır… Bu nedenle kullar bulunduğu hale göre sorumludur… Ve bütün kullar tevbeye muhtaçtır…

 Cahilin tevbesi günahtandır…

 Alimin tevbesi gaflettendir…

 Seçilmiş Hak dostlarının tevbesi ise, duygularının Allah’tan başkasına meylindendir…

 Her an tevbe etmek gerekir… Zira tevbe büyük bir kuvvettir… Her iyiliğin kaynağıdır… Kuvveti öylesine güçlüdür ki, nefsin, şeytanın ve kötü arkadaşın saltanatını yıkar, yok eder…

 Sitedeki günlük dersinizi, sürekli her gün yaparsanız Hakk’ın istediği şekilde yaşar, tevbenin en güzelini yaparsınız… Mutlaka deneyin… Ve bu dersi başkalarına da vererek, Alemi Ekber denen insanların yeniden doğuşunu seyredin…

.doc formatında indirmek için tıklayınız


05.04.2007

 

SORU 6: Hakk yolu nedir ?.. Kime Hakk yolcusu denir ?.. Kulların Allah’a vermesi gereken duyguları nelerdir ?.. İman ve duygu aynı şey midir ?..                          CEVAP: Amacı Allah’ı tanımak, O’na ulaşmak olan ve yaşantısını buna göre düzenleyen kul, Hakk yolcusudur…

 Seyahat edilen yolda yetmiş küsür haller ve dereceler bulunur… Kul bu yolun hangi haline, hangi derecesine ulaşmış ise Allah katında, o derecedeki haliyle değerlendirilir…

 Daha doğrusu; Allah katında kullar derece derecedir… Ve bulunduğu dereceye göre Dünya’da ve Ahiret’te Rabbinden karşılık görür…

 Kulun bulunduğu bu dereceler sabit değildir… İbadet ve sosyal yaşamındaki Allah’a vereceği duygulara göre azalır ve çoğalır… Bazen elden hep çıkar…

 İman; Allah’a verilen duygudur…

 İmanın kuvvetlenmesi, Allah’a verilmesi gereken duyguların güçlenmesi, büyümesidir…

Bu duygular:

Allah’ı sevmektir…

Allah’tan korkmaktır…

Allah’a güvenmektir…

Allah’a tevekkül etmektir…

Allah’a teslim olmaktır…

Allah’ın her şeyine sabırdır…

Allah’tan razı olmaktır…

 

Kulun bulunduğu derece ve hallere göre, bu duygular değişik anlam taşır ve kuvveti başka başkadır…

Şu halde; yol ve yolcu yoktur… Bunlar yolcuyu ve onun duygularını anlatmak için kullanılan mecazi ifadelerdir…

Hakk yoluna girmek, bu yolda dereceler elde etmek, Allah’a gitmek, yükselmek ve Allah’a ulaşmak gibi terimler, kulun kalbindeki duygularını Allah’a verip, vermemesini ve ne kadar verdiğini izah etmek için kullanılan terimlerdir… Ve bunlar insan kalbi içinde oluşan olaylardır…

Güzel Mevla’mız “Beni kendi kalbinizin dışında ararsanız, Benden uzaklaşırsınız” Hadis-i Kudsisi, buna işarettir…

İman; Allah’ın istediği duyguları O’na vermektir…

İmansızlık; Allah’ın kullarından istediği duyguları O’na vermemektir… Veya O’nun yaratıklarına vermektir…

İmansızlık felakettir… Allah’ın istemediği duygulara sahip olmak ve bu duygularla yaşamaktır…

İmana sahip olan kişiden güzellik ve iyilik çıkar…

İmansız kişi sürekli fenalık üretir…

Peygamberimiz “ Yalan İmanı kaçırır” buyurmuştur…

İmanlı kişi günah işlerken, imanı kendisinden çıkar, dışarıda bulunur…

Ecel’e sakın bu şekilde yakalanmayın…

Allah’ın istemediği bir şeyi yaparken ve yaptıktan sonra, imanınızın sizden kaçtığını, sizden çıktığını bilin…

Bunun için tevbe edin, pişman olun, Haktan özür dileyin… İyilik yaparak imanınızı kendinize çekin…

Sitedeki günlük dersinizi sürekli her gün yaparsanız Hakkın istediği duygu ve hallerin size doğru aktığını göreceksiniz… Mutlaka deneyin… Ve bu dersi başkalarına da vererek alem denen insanın yeniden dirilişini seyredin…

.doc formatında indirmek için tıklayınız


06.04.2007

 

SORU 7: İnsanların yaratılış gayesi nedir ?.. Kendini yaratan Rabbini tanıması ve bilmesi gerekir mi ?..                                                                                                       CEVAP: İnsanların yaratılış nedenlerinin en başında, kendisini yaratan Rabbini tanıma ve bilmesi gelir…

 Hakk tealâ gizli bir hazine iken, tanınmayı ve bilinmeyi istedim ve sevdim demiştir…

 Bu nedenle güzelliğini, nimetini, celal ve azametini, san’at ve hikmetindeki sırlarını göstermek için ruhlar ve sebepler alemini yaratmıştır…

 Atomdan, feleğe kadar, evrenin her zerresinde, Allah’ın güzel san’atları ve hikmetleri gizlidir…

İlim, akıl, duygu ve düşüncelerle, bu gizlileri okuyup, anlayan ve mana veren herkes, kendini ve Rabbini tanıyabilir O’na ulaşabilir…

Zira bu güzel san’atların her biri, insanların kendini tanımasına ve kendini tanıdıktan sonra, Rabbini tanımasına O’na ulaşmasına sebeb ve delil olan birer vesiledir…

Hakk tealâ iki alemde her ne yaratmışsa, benzerini insan vücudunda da yaratmıştır…

İnsanın bedeni; iki cihanın küçük özetidir…

Kalbi ve Ruhu ise; iki cihanı içine alacak kadar daha büyük bir alemdir…

İnsan kendini tanır, kendine ulaşabilirse, bedeni ve ruhu üzerinde yaptığı tasarruflardan, Hakkın iki cihanda nasıl tasarruf yaptığını bilir ve öğrenir…

Bunun neticesi; Hakkı sevmek, O’na aşık olmak O’na hayranlık duymak ve O’nunla beraber sonsuza dek hep dost kalmaktır…

Bir Hadis-i Kudsi ‘de: “Bilmiş olunuz ki, her cesette bir kalp vardır. Her kalbte bir gönül vardır. Her gönülde bir sır vardır. Her sırda bir gizlilik vardır. Her gizlilikte daha büyük bir gizlilik gizlidir. İşte BEN bu gizlilerin gizlisindeyim” buyurulmuştur…

Bir Hadis-i Şerif ‘te: “Ben size Allah’ı öğretirim, O’nu tanıyıp bilmekse, o kalbin işidir.” buyurulmuştur…

Allah dostları; iki alemi ve onlarda mevcud olan her şeyi insan için yaratıldığını ifade etmişlerdir…

Bu nedenle şu gerçeği söyleyebiliriz;

İnsanın esas ve tek yaratılış gayesi , kendini yaratanı tanımasıdır…

İki alemin yaratılış gayesi ise, insanın kendini tanımasıdır…

Sitedeki günlük dersinizi sürekli her gün yaparsanız… Rabbinizi tanıyacaksınız… Mutlaka deneyin… Ve bu dersi başkalarına da ulaştırarak, Hakkı tanıtın…

.doc formatında indirmek için tıklayınız


06.04.2007

 

SORU 8: Bu çağda bir kişinin Allah dostu, sevgilisi ve veli kulu olması mümkün mü ?  Mümkünse hangi yollara baş vurmalı ?..                                                                        CEVAP: İnancı olmayan bir kişinin, imana gelmesi ve bu inancına göre yaşayarak, mana ehli, Allah dostu olması için bir süreç gerekmektedir…

Bu sürece, Dünyada yaşarken, Hakka yolculuk, Hakka ulaşmak adı verilir…

Yola Hak yolu, bu yolda seyahat eden kullara da Hak yolcusu denir…

Kullar, Hakka bir halden, daha iyi bir hale geçerek derece derece yükselir…

Onun için Allah katında kullar derece derecedir…

Allah’a ulaşmak bir emirdir… Yüce Rabbimiz “Allah’a ulaşmak için vesileler arayınız” buyurmuştur…

Allah’a imandan O’na ulaşıncaya kadar olan süreç Hak yoludur ve vesilelerle sebeblerle doludur…

Bu yolu iyi belleyin iyi düşünün… Ve bu yoldaki vesileleri arayıp bulun… Aranan kul olun…

Zira aranan kul, Allah dostudur…O’nun veli kuludur…

Hakka ulaşmak sırasıyla şöyle olur:

  • Müslüman olmak…
  • İmana kavuşmak…
  • İmanı kuvvetlendirmek…
  • Allah’ı tanımak…
  • Allah’tan korkmak…
  • Allah’ı sevmek…
  • Allah tarafından sevilmek…
  • Allah’ı özlemek…
  • Allah tarafından aranır olmak…

.doc formatında indirmek için tıklayınız


06.04.2007

 

SORU 9: İnsan beyninde oluşan düşüncelerin kaynağı nedir ?.. Bedeni yöneten insan beyni emir ve komutları nerelerden alır ?.. Ruh ve nefsin insan yaşamındaki etkileri nelerdir ?..                                                                                                            CEVAP: Hakk tealâ; iyilik ve güzellik üreten ruhu ve sürekli kötülük ve niza çıkaran nefsi, insanların kalbine yerleştirmiştir…

Kalbteki ruh, Allahü Tealâ ‘nın “Kendi ruhumuzdan üfledik” dediği ruhtur… Bu ruh ezelde Hakkın cemali görmüş, ilim ve güzellik adına ne varsa, kendisine yüklenmiştir…

Nefs ise; Hakkın ona “Ben kimim” diye ezelde sorduğunda; “Sen sensin, ben benim” diyecek kadar alçalmış, isyankâr, adi bir tutum içine girmiş, benlik davasıyla, tüm çirkin hâl ve duyguları kendisinde toplamıştır…

İşte insan kalbindeki, bu biri güzellik kaynağı ruh, diğeri çirkinlik kaynağı nefs bülûğ çağına kadar, bitişik ve yan yana, hiçbir niza çıkarmadan yaşamışlardır…

Yüce Rabbimiz bülûğ çağında, bitişik olan bu ruh ve nefsi birbirinden ayırdığında, kendi adlarına insan kalbini ve vücut ülkesini ele geçirmek ve kendi isteklerini yerine getirmek için, düşman olmuşlar, sürekli savaşmışlardır…

İşte kul, kendisini ele geçirmek isteyen ruh ne nefsten hangisine uyar, hangisini desteklerse, onların kimliğini alarak, yaşamı içerisinde ya iyilik veya kötülük üreten bir insan olarak ortaya çıkmıştır…

İnsan beynindeki duygu, düşünce, fikir, vesvese ve hayal gibi hislerin kaynağı kalbin içindeki Ruh ve nefstir… Bu kaynaklardan hangisi daha güçlü ve sözü geçiyorsa ve hangisi daha erken insan beynine istediği mesajı yollarsa, bedendeki organlar beyne uyar, kalbdeki kaynağın isteklerini yerine getirir…

Bu nedenle insan beyninde hep iyi duygu ve düşünceler oluşması ve bedenden hep iyi şeyler çıkması için, ruhun, nefse karşı güçlenmesi gerekir…

Ve yine; bedenden kötü şeyler çıkmaması için, nefsin ruh karşısında güçsüz olması ve zayıflaması lâzımdır…

Bunlar bir yere kadar, zahiri ilimle ve bir yere kadar zahiri ibadet ve iyiliklerle olur… Ancak mükemmel bir netice alınması, Ruhun bütün vücuda hükmetmesi ve nefsin yok olması için; tasavvuf eğitimine gerek vardır… İşte Peygamberimizin “Ölmeden önce ölünüz” dediği bu güzel sözü, yaşarken ruh karşısında, nefsin tüm özelliğinin kaybettirilmesine işaret etmiştir…

İnsanların Allah katındaki derecelerini belirtmek için isimlendirilen, Emmare’den … Safiyye’ye kadar 7 makam ve içinde dereceler, kalbteki ruhun veya nefsin, beden üzerindeki etkilerine ve yaptırımlarına göre alınan kimliklerdir… Ruh geliştikçe ve güçlendikçe, hal, makam ve dereceler artar… Nefs kuvvetlendikçe bunun tamamen aksi olur…

.doc formatında indirmek için tıklayınız


07.04.2007

 

SORU 10: Allah’ın kullarından istediği ve istemediği, söz, fiil ve duygular bedende hangi organlardan çıkar ?.. Allah’ın kullarından istediği ve istemediği duygular nelerdir ?..                                                                                                                             CEVAP: Allahü tealânın kullarından yapmasını ve yapmamasını istediği şeyler, insan vücudunda üç yerden çıkmaktadır… Bunlar:

Sözlerdir… Dilden çıkar…

Fiilerdir… Bütün bedenden çıkar…

Duygulardır… kalbden çıkar…

Saydığımız organların en önemlisi kalbtir. Zira kalb Hakkın istediği ve sevdiği duyguları üreten ruh gibi, ve istemediği ve sevmediği duyguları üreten nefis gibi, birbirine zıt iki şeyi içinde barındırmaktadır…

Ruh ve nefsin ürettiği bu duygular, eğitimle kontrol altına alınmazsa, zahiren doğru söylenmiş gibi duyulan sözler, doğru yapılmış gibi görünen fiiller, Allah katında mana yönünden anlamını ve değerini yitirir, yanlış, isyan ve suç olarak ortaya çıkar…

Bu isyan ve suça karşılıkta bela ve musibetlerle karşılaşılır… işte ibadet ediyorum, alamıyorum, iyilik yapıyor kötülük görüyorum, sorusuna ve kafalardaki istifhama yanıt, bu yanlış duyguların, söze ve fiile karışarak iyinin kötüye dönüşmesidir…

Bu nedenle insan yaşamında söz ve fiillerin Allah katında olumlu veya olumsuz olmasını kalb ve içindeki duygular belirlemektedir…

Allah’ın istediği duygular ruhtan, istemediği duygular ise nefsten ortaya çıkmaktadır…

Allah’ın kuldan istediği duygular özetle şunlardır :

 Allah’ı sevmek…

 Allah’tan korkmak…

 Allah’a tevekkül etmek, güvenmek…

 Allah’a teslim olmak, işleri O’na bırakmak…

 Allah’ın gönderdiği her şeye sabretmek…

 Allah’ın her şeyinden razı olmak, sevmektir…

Allah’ın istemediği duygular, özetle şunlardır:

 Gurur…

 Kibir…

 Riya…

 Hased…

 Kin beslemek…

  • Korkaklık…
  • Hiddet…
  • Hiyanet…
  • Kötü – zan…
  • Güvensizlik…
  • Ümitsizlik…
  • Sertlik ve Utanmazlık…
  • İnat…
  • Zalimleri sevmek…
  • İyilere buğz etmek…

.doc formatında indirmek için tıklayınız


07.04.2007

 

SORU 11: Bu günkü Dünyamızda insanların mutlu ve huzurlu yaşayabilmesi için tek başına zahiri ilim, zahiri bilgiler yeterli mi ?.. Manevi eğitimle bilgilerin Hale çevrilmesi gerekli mi ?..                                                                                                  CEVAP: İçinde bulunduğumuz şu asır… 2000 ‘li yıllar…

 İlmin, fennin ve teknolojinin geliştiği, her türlü bilginin Dünyanın dört yanına yayıldığı dönem… Bu konuda insanlık tarihinde, belki de en yüksek nokta…

 Kitapların kısa zamanda yazıldığı, değişik dillere çevrilerek, bilgilerin insanlara en kısa zamanda ulaştırıldığı…

 Gazete, dergi, telefon, televizyon ve bilgisayar gibi iletişim araçlarıyla, yeryüzünün her yanındaki insanlarla bilgi alış verişinin yapıldığı…

Öğretim kurumlarının sayıca çoğalarak, neredeyse evi kadar insanlara yakın olduğu… Modern ulaşım araçlarıyla kısa zamanda bilgilerle buluşulduğu…

Bilgilerin, uzak diyarlardan, belli kafalardan, belli kitap ve kütüphane içlerinden çıkarak, insanların elindeki cep telefonuna kadar girdiği, bir çağ, bir asır 2000 ‘li yıllar…

Eğer, içinde yaşadığımız şu asırda, gerekli bilgilere ulaşmak, sadece cep telefonunun tuşlarına basacak kadar kolay bir hale gelmişse, insanların bilgisiz ve cahil olduğunu ileri sürmek tabiî ki mümkün değildir…

Bu nedenle, bilgiyi elde etme yönünden, tüm zamanların en yüksek seviyesine çıkan bu asrın insanları, Dünya barışı, huzur, sevgi ve kardeşlik yönünden de tüm zamanların en üstüne çıkması gerekir…

Oysa, günümüzde, şu 2000’li yıllarda, bunun tamamen aksi yaşanıyor… Sanki insanlık, korku ve dehşet verici bir filmde tümden rol almış, bir felaket dizisinde baş rolü oynamak için yarışıyor…

Bu gün insanlar, ilmi, teknolojiyi ve bilgilerini, birbirini öldürmek, inançlarını söndürmek, ülkesinden ve yeryüzünden silmek, yok etmek için kullanıyor…

İnsanlık tarihinde en yüksek seviyeye çıktığını iddia ettiğimiz bu ilim ve bilgiler nasıl şey o zaman…

Müsbet ilimleri ve zahiri din ilimlerini suçlamak ve faydasız olduğunu söylemek mümkün değildir… Bütün sorun, bilgilerin, manevi bilgilerle desteklenmemesi, mana hallerine çevrilerek, duygusal yönlerinin yaşanmamasından ileri gelmektedir…

Fen bilgileri olsun, zahiri din bilgileri olsun, elde edilen bilgiler, hale çevrilip yaşanmazsa, felaket üreten, insanlık suçları işlenmeye devam edecek, ve bu suçlara karşılık insanlar, Rabbinden sürekli ceza görecektir…

Bu nedenle;

Bilginin insanlığa faydalı olması, hale çevrilip, yüce Rabbimizin istediği şekilde yaşanması gerekir…

Zira; halle yaşanmayan, insanlığa zarar veren, insanlığa faydalı hale getirilmeyen bir bilginin, alimliğinden bahsetmek, Hakk katında alçakca ve utanç verici bir iştir…

İşte sitedeki günlük dersinizi yaptığınızda, müsbet ilimlerin ve zahiri din bilgilerinin, nasıl hale dönüştürüldüğünü ve nasıl insanlığa faydalı hale getirildiğini, manevi eğitimle, manevi güç desteği ile görecek, yaşayacak ve yeryüzünde herkese isbat edeceksiniz…

.doc formatında indirmek için tıklayınız


07.04.2007

 

SORU 12: İlim nedir ?.. Nasıl öğrenilir ?.. Faydaları nelerdir ?..                                 CEVAP: İşlerinizi düzene sokun… Yaşantınızı disiplin altına alın… Ne olduğunuzu, ne yaptığınızı ve neler yapabileceğinizi bilin… Bu ancak zahiri ve manevi ilim tahsil etmekle olur…

 Ezbere yaşar, her istediğinizin peşinden koşar, her bulduğunuzu alır, onlara sarılırsanız, Dünya ve Ahirette altından kalkamayacağınız şeylerle karşılaşırsınız… Bu cehalettir…

Niçin yaratıldım… Nasıl yaşamalıyım… Yaratan benden ne bekliyor sorularını sürekli kendinize sorun, cevab arayın…

Bunların cevabını ancak, zahiri ve manevi eğitimle bulabilirsiniz… Bu nedenle ilme önem verin… İlim öğrenin… Kendinizi ve çocuklarınızı bulunduğunuz çağa göre eğitin, yetiştirin…

Zahiri ve manevi ilim yönünden çağın gerisinde kalmanız, kendinize ve çocuklarınıza yapabileceğiniz en büyük zulümdür…

Allah ilmiyle her şeyi kuşatmıştır… İlim Mevla’mızın zatıdır…

İlme arkanızı dönmeyin… Onları boş ve lüzumsuz görmeyin… Yerde ve göklerde bulunan varlıklarla ilgili her türlü ilimleri öğrenmeye çalışın… Elde etme imkanınız yoksa, uğraş gösterenlere saygı duyun, destekleyin…

Kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerim tefsirlerini okuyup anlamaya çalışın…Peygamberimizin sözlerini, fiillerini ve duygularını örnek alın… Her türlü din ilmini öğrenin…

Allah ilimdir… Ve ilmini sanat eserleri içinde gizlemiştir… O’nun yaratıklarını, sanatını tanımak için zahiri ve manevi ilim tahsil edin…

İlminizle tüm eşyanın zahiri ve mana yönünü okuyup, anlayın… Kendinizi tanırsınız, Kendinizi tanıdıkça Rabbinizi tanırsınız…

Rabbinizi tanırsanız, O’nun istediği şekilde yaşarsınız...

Sitedeki Dersinizi her gün yaparsanız bunları elde edersiniz...

.doc formatında indirmek için tıklayınız


08.04.2007

 

SORU 13: Allah’a tevekkül etmek için nasıl yaşamalı nelere dikkat etmeliyiz ?.. CEVAP: Sebebleri arayın, bulun ve sebeblere sarılarak çalışın… Sonra Allah’a tevekkül edin…

İstemediğiniz bir netice ile karşılaştığınızda, Hakka darılmayın… O’na sitemde bulunmayın… O’nu kullara şikayet etmeyin, yoksa, inancınız yok olur… Hakka güven ve ihlasınız ortadan kalkar…

Her hangi bir nimet elde ettiğinizde şükredin… Sizi üzen bir şey ortaya çıkarsa, suçu kendinizde arayın… Bunların günah ve hatalarınızdan dolayı başınıza geldiğini bilin… Pişman olun ve istiğfar edin..

Günlük işlerinizi ihmal etmeyin… Sebeblerin sahibi Hakkı unutmadan, sebeblere sarılarak çalışın… Zira Ahiret duyguların alemidir, bu alem ise aletler ve sebeblerin yeridir…

İşlerin görülmesini, oturup Hakkın kudretinden beklemeyin… Kadere bel bağlayıp, çalışmayı ve iş yapmayı asla bırakmayın… Kadere teslim olmak, işi kadere bırakmak, emir ve yasaklara uyduktan sonra ve sebeblere sarılarak çalıştıktan sonra olur…

İmanınızın ilk zamanlarında, ilmi önce zahiri alimlerden öğrenin, sonra yaratıcıdan… Bilgiyi ilk önce kullarından alın, sonra Haktan… Zira Hocasız hiç kimse, hiçbir ilmi elde edemez…

İşlerinizi önce zahiri sebeblere göre çalışarak yürütün… Sonra: imanınız kuvvetlenince, ruhunuzda perdeler açılır, iç aleminizdeki iyiyi görürsünüz… O zaman dıştaki hükümleri terk edin… Hakkın emriyle olun… O vakit vasıtalar kalkar, halkın eliyle Haktan nasip gelir… İmanınız tam olarak kuvvet bulduğunda ise halktan gelen her şeyin Allah’ın fiil tecellisine yorun… Gelmezse yine öyle…

Zira halk, Hakkın aletidir… Onlara yaptıran Hak kuvvetidir… Onlardan çıkan işlerin tasarrufu Hakka aittir… Bu nedenle aletlere bağlı kalmaktan kurtul, onların tasarrufunu elinde tutana bağlan…

Allah ‘a tevekkül et… Çalış, yaptığın her işi kendinden bilme… Her konuda, yapanı değil, yaptıranı gör…

Çalış ve Allah’a tevekkül et… Rızkın için bağırıp çağırıp üzüntüye düşme… O seni bulur, öyle bulur ki, sen onu o kadar arayıp bulamazsın…

Geçinmek ve çalışmak için, Hakkın senin için yarattığı sebebleri ara, bul ve ona sarıl… Kendi başına sebebleri terk etme… Güç durumlarda kalır, yine o sebebe muhtaç olursun…

Ancak, sebebler seni bırakır, terk ederse, Allah’ın hükmüne ve takdirine teslim ol… O’nu ve her şeyi yanında bulursun… Ve işte o zaman, sebeb ve sebebsizlik senin için eşit olur, kimseye muhtaç olmazsın…

Dersinizi her gün yaparsanız bunları elde edersiniz…

 

.doc formatında indirmek için tıklayınız


08.04.2007

 

SORU 14: Allah’a teslim olmak nedir ?.. Elde etmek için nasıl yaşamalıyız ?..      CEVAP: Allah’a teslim olmak; insanı yücelere çıkaran, yüce bir iştir… Yaratanın karşısında, kendine ait bütün varlığı, maddi ve manevi her türlü gücü, yok görmek, yok kabul etmek ve her şeyi O’ndan bilmektir…

Allah’a teslim olmak; yaşam içersinde başa gelen tüm kaza, bela ve nimetlerin Hakk’tan geldiğine tam olarak inanmak, gönderdiği her şeyin ve yaptığı her işin iyi ve güzel olduğunu kabul edip, razı olmak ve sevmektir…

Bu nedenle; Rabbine sevdiğini, güvendiğini ve O’na teslim olduğunu iddia eden bir kulun, Hakkın kazasına razı olması, belasına sabretmesi ve nimetlerine şükretmesi gerekir…

Zira; yaşam içerisindeki başa gelen ve gelecek olan her iyilik ve kötülük Hakk’tandır… Her türlü hayır ve şer Allahü tealâdandır…

Bunlar zahiri olarak yaratıklardan geliyor görünse de, hakikatte yaptıran yüce Mevla’mızdır… Suça ceza ve iyiliğe nimet vereceğini buyuran Rabbimiz, bu hükmünü ve ilahi adaletini, aletleri olan yaratıklarını kullanarak gerçekleştirmektedir…

Bu nedenle; zerre kadar iyilik yaparsanız, O’nun yaratıklarından iyilik görür, zerre kadar kötülük yaparsanız ayni miktarda, O’nun yaratıklarından kötülük görürsünüz…

Şuna tam olarak inanmalı ki, hiçbir şey kendi başına, Allah’ın emri ve izni olmadan fayda ve zarar veremez… İnsanların yaşamı içerisinde Rabbini razı etmesi veya O’nu kızdırması nedeniyle, kendisine gelen her iyiliğin ve karşılaştığı her kötülüğün kaynağı, yaptıklarının bedeli olduğundan bizzat kendisidir…

Allah kullarına şefkatli ve merhametlidir, asla zulmetmez… Adaletlidir… Yaptığı her işte büyük fayda ve hikmetler vardır… Ne iş yaparsa, neylerse hep güzel eyler… Bu nedenle; istemediğimiz bir şeyle karşılaştığımızda, suçu Hakka ve Halka yükleme yerine, kendimizde bulmamız gerekir…

Beden, huy ve Rızık yönünden Allah’ın senin için takdir ettiklerine razı ol… Başka durumlarda olmayı isteme… Zira O’nu itham etmiş, beğenmemiş, darıltmış olursun…

Allah’a teslim ol… O’nun senin için hep iyi şeyler düşündüğünü, seni sevdiğini, sana acıdığını bil… Bu nedenle hayat içinde hiç ne yapsam, ne yaparım deme… Bakalım beni seven Mevla’m, bana hangi işleri yaptıracak diye düşün…

Şunları iyi bil… Günleri, ayları, mevsimleri ve görünen, görünmeyen, akla gelen, gelmeyen her şeyi yaratan Allah’tır…

İnsanların duygu, düşünce ve kalblerini değiştiren de O’dur…

Yağmuru, karı, rızıkları, ahlakı, güç ve kuvvetleri taksim ve takdir eden O’dur…

Nitekim “Gökyüzünden yeryüzüne, işi O idare eder” ilahi kelâmıyla, Yüce Rabbimiz bunu herkese duyurmuştur…

Allah’ı sev… O’nun tüm isteklerini yerine getir… O’ndan gelen her şeyin iyi ve güzel olduğunu bilerek, Allah’a teslim ol… Ancak bu şekilde O’nun gücünü yanına alabilir, iki cihanda zevk ve sefa içinde yaşayabilirsin…

Dersinizi her gün yaparsanız bunları elde edersiniz…

 

.doc formatında indirmek için tıklayınız


08.04.2007

 

SORU 15: Sabır ve tahammül nedir ?.. Sabrın faydaları nelerdir ?..                       CEVAP: Bu dünya meşakkat, fitne ve çile yüklüdür… Bu nedenle felaket ve musibetlerle karşılaşmadan yaşamamız mümkün değildir…

Zira, Hayat; hastalık, ölüm, ayrılık, fakirlik, ağrı, kaza, gam, tasa, vesvese ve korku gibi musibetlerle doludur…

Toplum; gıybet, iftira, aşağılama, düşmanlık ve çekememezlik kaynağıdır…

Tabiattaki her eşya; yangına, zelzeleye, sele, malların azalmasına ve yok olmasına neden olan, birer bela ve musibet aletleridir…

Eğer bu belaların üzerinize yağmaya başladığını görürseniz, bilin ki bir suç, bir günah işlediniz, Allah sizi ikaz ediyor… Sizden bir şeyi yapmanızı veya yapmamanızı istiyor… Daha çok zarar görmemeniz, doğruyu ve kendisine uymanız için yol gösteriyor demektir…

Zira, Allah kullarına faydası olmayan, sonunda iyilik ve yarar bulunmayan hiçbir bela göndermez…

Haktan Kula belâ gelmişse; ya işlediği günahlarına kefarettir, ya kendisine olan bağlılığını güvenini ölçmek için bir imtihandır, ya da kuluna göndereceği bir iyiliğin öncüsü, habercisidir…

Allah hoşa gitmeyen en küçük bir şey de verse, kullarının büyük bir iyiliği içindir…

O zaman inanan, iman sahibi öyle olmalı ki, başına gelen her belayı yararlı saymalı, Rabbine itiraz etmeden, niçin geldi demeden, sabırla karşı koymalıdır…

Sabırsızlık halinde; doğacak telaş ve panik, kalbi, ibadetten ve Allah huzurundan uzaklaştırır… O’nu itham eden, O’na itiraz eden sözler çıktığında ise imandan eder…

Bela ve musibetler ne zamanından önce, ne de zamanından sonra gelir… Şiddeti ne az, ne de çok olur… Her işte olduğu gibi vakitlere bağlıdır… Gökyüzünden yer yüzüne bütün işleri idare eden Haktan gelir…Rabbini seven, O’nun gönderdiğine razı olur ve sabrın en güzelini yaşar…

Dersinizi her gün yaparsanız bunları elde edersiniz…

 

.doc formatında indirmek için tıklayınız


09.04.2007

 

SORU 16: Allah’tan Razı olmak ne demek ?.. Allah’tan razı olmamız için ne yapmamız gerekir ?..                                                                                                                         CEVAP: İmanlı bir kişi, hayrın ve şerrin, hoşuna giden ve gitmeyen her şeyin Haktan geldiğine inanması gerekir…

Olaylar her ne kadar zahir gözüyle, yaratıkların elinden geliyormuş gibi görünse de, hakikatte bunları yaptıran Hakk tealâdır…

O zaman Allah’ını seven bir kul, sevgilinin gönderdiği her şeye razı olmalıdır…

Haktan razı olmak, bütün itaatlerden üstündür…

Allah’ı sevmek ve razı olmak, O’na verilen korku ve ümit gibi duygulardan daha yüksektir…

O’ndan razı olan niçin ve neden oldu gibi sözleri bilmez… Diline almadığı gibi düşüncelerinden bile geçirmez…

Allah’tan hep razı olun… Acı ve neşeyi, olan ve olmayanı bir tutun…

Başınıza gelen ve sizden giden hiçbir şeye üzülmeyin… Bunları yaptıran Hakk’tır… Hakk’ı seven O’nun her şeyine razı olur…

Karşılaştığı acı olayları halka anlatarak, Rabbini onlara şikayet etme… Hakk’ı darıltıp, halkı sevindirme…

Niçin oldu diyerek, Hakk’ın yaptıklarına itiraz etme…

Olmamalıydı diyerek, O’nunla çekişme… O’nu kötüleme…

Sonra; eline bir şey geçmediği gibi, olanı da kaybedebilirsin…

Allah kullarının eli ve dili ile seni perişan edebilir…

Mikrop gibi, ufacık bir yaratığı ile, yuvanı yıkmaya, seni yok etmeye muktedirdir…

Zira, Allah’ın en küçük mahlukunda bile, çok büyük bir kuvveti gizlidir… Her şey O’nun aletidir, O’nun emrindedir…

Allah’ı sev… Allah’tan razı ol…

O’nun  için çekeceğin ufak bir sıkıntı bile, O’nun gözünden kaçmaz… Dünyada ve Ahirette sonsuza dek karşılığını verir…

Dersinizi her gün yaparsanız bunları elde edersiniz…

 

.doc formatında indirmek için tıklayınız


09.04.2007

 

SORU 17: İnsanların başına gelen olumlu ve olumsuz şeyler kendi elleriyle yaptıklarının cezası mı ?.. Allah kullarına zulm eder mi ?.. Bütün sorumluluk kulun mu ?..                                                                                                                                         CEVAP: Ey Hakk yolcusu…

 Ey Hakk’tan emanet…

Ey Hakk için sevgili…

 

Seni ve her şeyi yaratan Allah’a inan…

O’ndan kaçma… O’nu sev… O’na bağlan…

Duygu ve düşüncelerinde Haktan başkasını sil…

Başına gelen olumlu ve olumsuz her şey O’ndandır ama yaptığın iyilik ve suçların bedelidir, iyi bil…

Ne yaparsa, nasıl yaparsa o en güzelidir…

Gökte ve yerde, iki cihanda, görünen ve görülmeyen, kainatın her bölümünde, Tüm işleri idare eden O’dur…

Bütün tabiat olayları… Suçların bedelidir…

Deprem, yangın, sel, savaş, ölüm ve doğum, zenginlik ve fakirlik… Suçların bedelidir…

Trafik kazaları, her türlü hastalık. Suçların bedelidir…

Ve yaşam içindeki akla gelen ve gelmeyen, her hayır ve şer… Kulun yaptığına göredir…

İyilik ve kötülük…Sevinç ve huzursuzluk, O’nun izni ile ve emriyle meydana gelir… Ama kulun yaşamına göredir…

Hiçbir yaratık, diğerine, Allah’ın müsaadesi ve emri olmadan kendi arzusuyla, ne fayda sağlayabilir ne de zarar verebilir…

Sana veriyorlarsa, seni seviyorlarsa, O’nun emriyle olur…

Senden alıyorlarsa, senden nefret edip uzaklaşıyorlarsa O’nun kuvvetiyle olur… Bunlar senin yaptıklarına göredir…

Tüm bunlar zahirde kulların ve yaratıkların elinden oluyormuş gibi görünse de, hakikatte yaptıran Hak Teâlâdır. Senin yaptıklarına göre yaptırır…

Bütün yaratıklar Hakk’ın sanatı ve aletidir…

Bütün güçlerini O’ndan alır, O’nun emriyle hareket ederler…

İki cihan, her şey, tüm mülk O’nundur…

Mülkünü ilahi bir düzenle idare eder… Kim ki bu ilahi düzene karşı gelirse, ilahi adaletiyle karşılık verir…

Daha doğrusu insanların ve tüm yaratıkların, iyi ve kötü başlarına gelen her şey, kendi elleriyle yaptıklarının bedelidir… Çünkü Allah zûlmetmez, zalimlik sıfatı yoktur…

Zerre kadar iyilik yaparsanız bulursunuz…

Zerre kadar kötülük yaparsanız yine bulursunuz…

Yarattığı mülklerini ilahi bir düzenle yöneten, idare eden Mevla’mız, bu düzenine uyan veya uymayanlara ilahi adaletiyle cevab verir… Ve bir anneden bin kat daha şefkatlidir…

Öyleyse; Yaşamına dikkat et… O’nu darıltma, gücendirme…

Fiillerinle, Allah’ın emirlerine uy… O’na karşı gelme…

Sözlerinle, O’nu şikayet etme, O’nunla çekişme… Duygularınla O’nun her şeyini sev, her şeyine razı ol…

Böyle yaparsan, seni kimseye muhtaç etmez, her şeyden korur…

Ancak Allah’ı bırakır, insanların peşinden koşarsan, iyi bil ki onların karşısında alçalır, küçük düşer yok olursun…

Sitedeki dersinizi her gün yaparsanız, her konuda sürekli yükselirsiniz…

 

.doc formatında indirmek için tıklayınız


10.04.2007

 

SORU 18: Bu dersi 2000’li yılların mucizesi olarak kabul ettim. Bu ders sadece Müslümanlar için mi ?.. Gayri Müslimler de bu dersi yapabilir mi ?.. Yaparlarsa nasıl yapacaklar ?..

CEVAP: Sevgili Neşe… Önce sana selam ediyor ve bir manevi evlat gibi seni sevdiğimi söylüyorum… İnşallah bu asrın Rabia Sultanı olur, zahiri ve manevi yönden, tüm insanlığa hizmet eden hayırlı bir evlat olursun…

Bilki… Yaratanını seven, O’na aşkla tutulan bir kişi, yaratılan hiçbir şeyi, boş ve değersiz görmez, görmemeli de…

Allah dostları; Hakkın istediği duyguların hepsini O’na veren, O’nun yaratıklarına ayrım yapmadan şefkat ve merhamet gösteren kişidir…

Zira, her kul ve her şey O’nun san’atı, O’nun eseridir. Hakkı seven, O’nun tüm eserlerini de sevmek zorundadır…

Mevla’mız, her eserine, kudret eliyle şekil vermiş, rızık vermiş ve kendi mülkü üzerinde ömür vererek yaşamasını istemiştir…

Hakkın her şeyi ile ilgilendiği san’atlarına, kulların, peşin yargılarla onları dışlaması, başa büyük bir felaketi getirebilir.

Zira, Mevla’nın büyük bir peygamberine “Yeryüzünün, en adi yaratığını bul, Bana getir” dediğinde, uyuz, tüyleri dökülmüş bir köpeğe tasma takıp götürürken, Bu peygamberi, yolda köpeğin dile gelip “Ey Allah’ın kulu, boynumdan bu tasmayı çıkar ve kendi boynuna tak” demesi kurtarmıştır…

Ve akabinde Haktan şu nida gelmiştir “Eğer kendini değil o köpeği huzuruma getirmiş olsaydın, seni peygamberlikten azledecektim” demiştir.

Öyle bir Mevla’mız var ki… Yarattığı her şeyi kendi sanatı kabul etmiş, yaratılış itibariyle eşit tutmuş ve hepsine aynı değeri vermiştir…

Bir peygamberinin dahi, O’nun yarattığı bir uyuz köpekten bile kendini üstün görmesine müsaade etmemiştir…

İnsanlar şunu bilmeli, Hakk’ın san’atına ve eserlerine gösterilen her sevgi ve değer, onların sahibi ve yaratıcısı olan Hakka verilmiş gibidir…

Bu nedenle; öyle Allah dostları vardır ki, Hakka olan aşk ve sevgisinden, O’nun san’at ve eserleri için gözyaşı dökmüş “Yarab!.. Vücudumu öyle büyük yap ki bütün cehennemi doldurayım, hiçbir kulun yanmasın” diye nida etmiştir…

Şimdi, ne oluyor bu kullara ?.. Kendini bir ilah gibi görüyor, ilahi yargıç gibi hükümler vererek, insanları cehenneme dolduruyor…

Bir de Hakka sorsalar…

Manevi alemde bir de kendilerini görseler…

Gerçek manada kendilerini bir bilseler…

Bu nedenle; Sevgili Neşe… Allah’ın bütün kullarına, hiç ama hiç ayrım yapmadan, bu dersi herkese verebilirsin…

Dersi yapma konusunda;

Mevla’nızı sevmek ve O’nu tanımak için, hangi zaman, hangi mekan ve hangi ortam sizlere daha uygunsa dersinizi o zaman yapın, okuyun…

Zira ilahi aşk, baskı ve korkuyla elde edilemez… İlahi aşk, kulun Mevla’sına kendi isteği ile verdiği, gönülden fışkıran bir volkan gibidir çünkü…

İnsanları serbest bırakın… Mevla’sını nasıl sevmek istiyorsa, öyle sevsin, O’na nasıl ulaşmak istiyorsa öyle ulaşsın…

Allah’ın Rahmeti, senin, arkadaşlarının ve hepimizin üzerine olsun…

En içten sevgi ve selamlarımla…

 

.doc formatında indirmek için tıklayınız


12.04.2007

 

SORU 19: Allah sevgisi nedir ?.. Allah’ın istediği gerçek, Allah sevgisi nasıl elde edilir ?.. İlahi aşk nedir ?..

CEVAP: Allah’ın istediği gerçek sevgi, hiçbir nimete hiçbir korku ve baskıya bağlı olmadan, kullarının sadece O’nun zat’ını sevmesidir…

Allah’ın yalnızca eserlerine, fiillerine ve sadece sıfatlarına vereceğiniz veya bir kısmına verdiğiniz sevgiler, O’nun zat’ı için istediği, gerçek Allah sevgisini bulmaya, ulaşmaya, birer engel, birer perde gibidir… Bu nedenle bunları teker teker aşmak ve Zat’ının sevgisini bulmak gerek…

Gerçek Allah sevgisi, Zat’ına olan sevgi ve ilahi aşk, O’nun tüm eserlerini, tüm fiillerini ve tüm sıfatlarını istisnasız, her şeyi ile kabul ettikten, razı olduktan ve sevdikten sonra ortaya çıkar…

Hakkın eserlerini, kendimize göre değerlendirir, bu eserlerin kimini sever, kimini sevmezsek, Allah’ın fiillerini sevmemize engel olur… Zira bal da O’nundur biber de… Size gelen nimetler de O’nundur, sizden çıkan nimetler de…

Hakkın fiillerinin de hepsini sevmemiz gerekir… Zira, Güneş ve bahar da O’nun, yağmur, kar, fırtına da… Bunların da kimini sever, kimini sevmezsek, O’nun sıfatlarını sevmemize birer engeldir…

Hakkın tüm sıfatlarını da sevmemiz gerekir… Zira Rahman ve Rahim sıfatları da O’nundur, Kahhar ve Müntekim sıfatları da… Cemal sıfatı da O’nundur, Celal sıfatı da… Rabbimizin bu sıfatlarından birini sevip, diğerini sevmememiz, O’nun zat’ına olan sevgisini yakalamamıza birer engel birer perdedir…

Bu nedenle; Allah’ın tüm eserlerini seven, fiillerini de sever, O’nun tüm fiillerini seven, sıfatlarını da sever… O’nun tüm sıfatlarını seven Zat’ını da sevmiş olur…

Allah’ın Zat’ını seven ise, O’nun her şeyinden razı olmuş, her şeyini sevmiş demektir… İşte gerçek Allah sevgisi, gerçek ilahi aşk ve Hakka dost olmak budur…

Elinize geçen her türlü Dünya nimetlerini alın, Hakka şükredin… Ancak elde edemediğiniz ve sizden çıkan nimetlere üzülerek, buğz etmeyin… Allah’a olan sevginizi kaybetmeyin… Böyle yaparak Hakkı darıltmayın…

Sizi etkileyen, her türlü tabiat olaylarının Haktan geldiğini bilin… Baharını, yazını severken, yağmur, kar, sel ve fırtınasına, bu nerden çıktı diyerek, isyan etmeyin… Hakktan şikayetçi olup, O’na olan sevginizi yok etmeyin…

Yaratmak ve öldürmek Allah’ın sıfatıdır… Cennet Allah’ın Cemal, Cehennem ise Celal sıfatıdır… Hakkın Zat’ını sevmek istiyorsanız, bunların Hakkın olduğunu bilin…

Allah’ın Zat’ını seven, Zat’ına âşık olanlar, Dünya ve Ahiret nimetlerini sahibine vermişler ve sadece O’nu istemişlerdir…

İbadet ve iyiliklerinizi, Dünya ve Ahiret nimetlerini elde etmek için, sadece Cennet girmek, Cehennemden kurtulmak için yapmayın… İstediğinizi İlahi vaadi ile belki size verecektir. Ancak sadece O’nun yaratıkları peşinde koşmanız, sadece O’nun yaratıkları için amel etmeniz, Zat’ını gücendirir… Hakk için, O’nun zat’ı için yapın… Göreceksiniz O Dünya ve Ahiret nimetlerini arkanızdan koşturacaktır…

Bunları bilen Allah dostları. Cehenneme gül dolu gülistanlık, Cennete ise tavanı çökmüş bir viranedir demişlerdir… Öyle ol, O’nu bul… İşte o zaman, her nimet seninle, senin için olur…

.doc formatında indirmek için tıklayınız


13.04.2007

 

SORU 20: Allah korkusu nedir ?.. Allah korkusu kaç çeşittir ?..

CEVAP: Allah dostları, Allah korkusunu makamlardaki korkulara göre Altı bölüme ayırmıştır:

Birincisi: TAKLİT KORKUSU; Nefsi levvâme mertebesinin korkusudur… Bu mertebedeki insanlar her ne kadar Allah’tan korkarlarsa da, emniyetleri korkularından daha fazla olduğundan tevbelerinde durmazlar…

İkincisi: CEHENNEM KORKUSU; Nefsin mülhime mertebesinde olan zatların korkularıdır… Korkuları emniyetten fazla olduğundan, tevbelerinde dururlar… Lakin bu korkudan Allahü tealâ razı değildir… Çünkü bu korku Cehennem azabı ile Cennet arzusundan kaynaklandığından, bu gibi korkular Allah dostlarına yakışmaz…

Üçüncüsü: GÜNAH KORKUSU; Nefsin mutmainne mertebesinde bulunanların korkularıdır… Bu korkudan Allahü tealâ hoşnut değildir… Çünkü bu doğrudan doğruya Allah korkusu olmayıp, günahlardan olan korkudur… İlahi emri gereği gibi yerine getiremeyip, giydirilen velilik elbisesini lekelendirirsem diye korkup, günahtan sakınmaktır…

Dördüncüsü: RIZA KORKUSU; Nefsin raziye mertebesinde olan zatların korkularıdır… Allah’ın rızasını kazanamazsam halim nice olur, diye korkmalarına denir… Cenâb-ı Hak benden razı olmazsa ne yaparım korkusudur. Bu korku Allah korkusu değildir. Çünkü arkasında rızada kusur edersem endişesi vardır…

Beşincisi: HAVFULLAH (ALLAH KORKUSU); Nefsin marziyye mertebesinde olan zatların korkusudur… Dünyevi ve uhrevi maksatlarından, hiçbir maksatları olmayarak sebebsiz olarak korkmalarına denir… Bu makamlardakilerden Hak razıdır, onlarda O’ndan razıdır… Allah korkusundan başka endişeleri yoktur… Ama içlerinden daima hallerinin ilerlemesini isterler… Gerileme halinden çekinip tirtir titrerler… Onun için bu korku Allah’tandır ama olgun bir korku değildir…

Altıncısı: KEMAL (OLGUNLUK) KORKUSU; Nefsin safiye mertebesinde olan zatların korkusudur… Bu korku söz ile tarif edilemez… Kendisine sorulsa ki: Haktan neden bu kadar korkarsın diye: zahiren ve batınen sebebine cevap veremez. Bundan başka dört derece korku daha vardır ki, söz ile tarif edilmelerine izin yoktur. Ancak ehline malumdur.

Allah korkusunu, yaratık korkusuyla karıştırmayın… Zira yaratık korkusu, neticede buğza ve nefrete dönüşür… Korkulandan kaçmaya ve uzaklaşmaya götürür…

Allah korkusu ise böyle değildir… Allah’tan korkmaktan korkmayın… Zira bu korku ilmin ta kendisidir… Allah’tan korkan O’nu tanır, O’nun alimi olur… Neticede bu korku sevgiye dönüşerek ilahi aşkla buluşturur…

Güzel Mevla’mız “Allah’tan ancak, bilgi sahibi kulları korkar” buyurarak, Allah’tan korkanların bilgi sahibi olduğunu ve alimi bulunduğunu ilan etmiştir.

.doc formatında indirmek için tıklayınız


04.04.2007

 

SORU 21: İnsan yaşamında duyguların etkisi nedir ? İlim öğrenmek duyguların gelişmesinde rol oynar mı..? Kaç türlü ilim elde etme şekli vardır ?  

CEVAP 21: İnsanların, kendisine, yaratıklara ve yaratana vermek zorunda olduğu duyguları vardır…

 Bu duygular, insan vücudunda Hakk tarafından kalbte bir noktaya yüklenmiştir… Duyguların bu noktadan, bedenin her yerine, içindekilerle birlikte tüm evrene ve yaratıcıya ulaşması gerekmektedir… Bu da ancak duyguların eğitilmesiyle, ilim tahsil etmekle olur…

 Duyguların kalbte bir noktada kalması duygusuzluktur…

 Sadece Bedene yayılıp durması duyguda kısırlıktır …

 Ve yalnız belirli bir çevreye verilmesi ise duyguda eksikliktir …

 Böyle bir insanın; yaşamın her bölümünde, kendisiyle, karşılaştığı herkesle ve her şeyle, çekişmesi, çelişmesi ve mutsuz yaşaması söz konusudur…

 Bu nedenle; yaratanı, kendisini ve yaratıkları hakkıyla tanıması ve hak ettikleri duyguları onlara vermesi gerekmektedir…

 Bunun için ilim tahsil etmek lâzımdır… Zira ilim tanımaktır… Tanınan şeyin alimi olmaktır... Alimi olduğunuz şeye değer vermek, sevmektir… Sevdiğinizi kaybetmekten korkmak, saygı duymaktır…

 İnsanlar ilmini ve duygularını iki şekilde çoğaltır ve geliştirebilir…

 Ya tüm müsbet ilimleri ve zahiri din ilimlerini tahsil etmek ve hale çevirmek…

 Ya da her insanda bulunan, her ilmi kapsayan, kendisindeki mana ilimlerini devreye sokmak…

 İşte sözlerimiz; tüm müsbet ilimleri ve zahiri din ilimlerini teşvik ve tasdik ettikten sonra, yaş, zaman ve mekan gibi imkanlardan yoksun olanlar için, mana ilimleri nasıl elde edilir, bu ilimlerle nasıl yaşanır sorularına, yanıt olarak, günlük yapacağınız dersle sizi buluşturmuştur…

 Sitedeki günlük dersinizi sürekli, her gün yaparsanız, adı geçen tüm ilimlerin, sizlere doğru aktığını göreceksiniz… Mutlaka deneyin…Ve bu dersi başkalarına da vererek, alem denen insanın yeniden dirilişini seyredin…

.doc formatında indirmek için tıklayınız


14.04.2007

 

SORU 22: Tasavvuf eğitiminin amacı nedir ?.. Bu eğitimi yaparken, Dünya ve kainat değişik şekillerde görülebilir mi?.. Bu eğitim neticesinde Rabbimizi müşahede etmek mümkün mü?.. Hakka yolculuk nedir, nerede yapılır ?..

CEVAP: Güzel Rabbimiz, kullarına o kadar yakın ki, bunu kutsal kitabımızda kendi kelamıyla “Biz O’na şah damarından daha yakınız” buyurmuştur. Yine bir Hadis-i Kudsisinde “Hiçbir yere sığmadım mü’min kulumun kalbine sığdım” demiştir. Yine Güzel peygamberimiz (S.A.V.) “Mü’minin kalbi Halıkın hanesidir, kalbe nisbet arşı ala mercimek tanesidir” buyurmuştur…

İşte güzel Mevla’mız insanın manevi iç aleminden dışarıda değildir… İnsanlarda bulunan ve kalp denen, bu kutsal evdeki gönül aynası ile yüz yüzedir sanki… Yine bir Hadisi Kudsisinde “Beni kendi kalbinizin dışında aramaya kalkarsanız benden uzaklaşırsınız” buyurmuştur…

Bu kadar yakın olan Rabbini insanoğlu müşahede edemiyor, duyamıyor ve tanıyamıyorsa, kalbinde bulunan bu gönül aynasının, işlediği günahlar, yaptığı hatalar nedeniyle, kirli paslı, buğulu olmasından ve görüntü alamamasından ileri gelmektedir…

İşte, Tasavvuf eğitimi denilen manevi eğitimin bütün amacı, Hakk’la kul arasında masiva ve perde olan, bu kir, pas ve buğuların, zaman dilimleri içinde, yavaş yavaş, zahiri emir ve yasaklara, zahiri yaşama ters düşmeden temizlenmesidir…

Bu temizlik işleminde kullanılan eğitim araçları ise sıra ile Kelime-i Tevhidle Lailahe illallah’la başlayan Allah, Hu, Hay, Hak, Kayyum ve Kahhar’la devam eden Rabbimizin güzel isimlerini anmakla, zikretmekle olmaktadır… Zira Mevla’mızın bu güzel isimlerini sürekli ve çokça andıkça öylesine bir enerji, öylesine bir güç ortaya çıkar ki, bırakın gönül aynasını temizlemeyi, kainatı çökertecek zaman ve mekanı yok edecek kadar, eş değerdedir…

Böyle bir eğitim almamış, inanan ve inanmayan herkes, kirli, paslı ve buğulu olan, gönül aynasına yansıyan ve gönül aynasında bulunan bu kainatı ve içindekileri, dış gözleriyle, hiçbir farklılık olmadan aynı şekilde görürler…

Ancak kalb eğitimi dediğimiz, manevi eğitime giren ve Hakkın isimlerini sürekli zikreden kul, gönül aynasının bir kısmının temizlendiğini görür ve Hakkın fiil tecellisi ile karşılaşır… Rabbimizin gönül aynasına tecelli ettiği bu fiil tecellisi insanın iç aleminden dış aleme açılan gözleri sayesinde bu dünya ve kainatta değişik olayların olduğuna şahit olur… Ve atomdan, feleğe, Göklerden, yere kadar, her şeyin, her eşyanın, O’nu zikrettiğini ve O’nun gücü ve fiili ile hareket ettiğini görür…

Manevi eğitim ilerledikçe ve Hakkın zikirleri biraz daha gönül aynasını temizledikçe, Rabbimiz sıfatları ile sıfat tecellisi ile bu gönül aynasına tecelli eder ve insanlar bu Dünya ve Kainatın, maddeden renklere dönüştüğünü, her şeyin bin bir renk’e boyandığını görür…

Hakkın zikirleriyle eğitim biraz daha sürdürülür, gönül aynası tam olarak temizlenirse, Rabbimiz gönül aynasına Zat’ı ile tecelli eder ve insanların dışarıda gördüğü her şey kaybolur… Artık görülecek bir şey yoktur ve görünen sadece O’dur… Bu insan yaşamında sürekli değil, istenildiği zaman olur…

İşte Tasavvuf eğitiminin amacı budur… Hakka kavuşmak, Hakla buluşmak, Hakkın dostu olmak Hakkı müşahede etmek, Hakkı tanımak, Hakkın ilmini ve gücünü bulmak, Hakkal yakın olmak, ölmeden önce ölmek, Hakk aşığı olmak budur…

Tüm bunlar insan kalbi içinde, gönül aynasında olup biter… Bu nedenle, Hakka ulaşmak için iç aleminden başka diyarlara giden, başka alemlerde yolculuk eden yoktur…

.doc formatında indirmek için tıklayınız


14.04.2007

 

SORU 23: Sitenizde sürekli insan kalbini işliyorsunuz. İnsan yaşamında kalp bu kadar önemli mi ?.. Allahü Teâlâ’nın insan kalbine çok değer verdiğini söylüyorsunuz. Bir et parçasının Allah katında bu kadar önemli olduğunu hangi Ayet ve Hadislere dayanarak anlatıyorsunuz ?.. Açıklık getirirseniz memnun olurum.

CEVAP: Yüce Rabbimiz, Kur’an-ı Keriminde şöyle buyurmuştur :

 “Allah, onların kalblerini ve kulaklarını mühürlemiştir.” (Bakara Sûresi: ayet 7)

 “Onların kalblerinde hastalık vardır. Allah da hastalıklarını arttırmıştır.” (Bakara Sûresi: ayet 10)

 “Sonra bunun ardından yine kalbleriniz katılaştı; şimdi onlar, taş gibi, hatta daha da katıdır.” (Bakara Sûresi: ayet 74)

 “Kalblerimiz perdelidir, dediler.” (Bakara Sûresi: ayet 88)

 “Rabbimiz, bizi doğru yola ilettikten sonra kalblerimizi eğriltme, bize katından bir rahmet ver, şüphesiz Sen çok bağış yapansın.” (Al-i İmran Sûresi: ayet 8)

 “Allah, göğüslerinizdekini denemek, kalblerinizdekini açığa çıkarmak içindir ki bunları başınıza getirdi. Allah göğüslerin içindekini bilir.” (Al-i İmran Sûresi: ayet 154)

 “Sözlerini bozdukları için onları lanetledik ve kalblerini katılaştırdık.” (Mâide Sûresi: ayet 13)

 “Onlar öyle kimselerdir ki Allah, onların kalblerini temizlemek istememiştir. Onlar için dünyada rezillik var ve yine onlar için ahirette de büyük bir azab vardır.” (Mâide Sûresi: ayet 41)

 “Kalblerinizin üstüne örtüler koyduk, kulaklarınızın içine de ağırlık. Her mucizeyi görseler de yine ona inanmazlar.” (En’am Sûresi: ayet 25)

 “De ki: Söyleyin bana, eğer Allah işitme duyunuzu ve gözlerinizi alsa, kalblerinizin üstüne mühür vursa, Allah’tan başka bunları size getirecek tanrı kimdir?” (En’am Sûresi: ayet 46)

 “Gönüllerinizi ve gözlerinizi ters çeviririz.”(En’am Sûresi: ayet 110)

 “Allah kimi doğru yola iletmek isterse onun göğsünü İslâm’a açar; kimi de sapıtmak isterse onun göğsünü, göğe çıkıyormuş gibi dar ve tıkanık yapar” (En’am Sûresi: ayet 125)

 “Kalblerini mühürleriz, artık hiç işitmezler.” (A’râf Sûresi: ayet 100)

 “Allah bunu ancak müjde olsun ve kalbleriniz bununla yatışsın diye yapmıştı.” (Enfal Sûresi : ayet 10)

 “Kalblerinizi bağlamak için.” (Enfal Sûresi: ayet 11)

 “Bilin ki Allah, kişi ile onun kalbi arasına  girer ve siz O’nun huzuruna toplanacaksınız” (Enfal Sûresi : ayet 24)

 “Çünkü o, göğüslerin özünü bilir.” (Enfal Sûresi : ayet 43)

 “Allah, mü’minlerin göğüslerini ferahlandırsın; yüreklerinin öfkesini gidersin.”(TevbeSûresi: ayet 14-15)

 “Ancak Allah’a ve Ahiret gününe inanmayan, kalbleri kuşkuya düşmüş ve şüpheleri içinde bocalayıp duranlar (savaştan geri kalmak için) senden izin isterler.” (Tevbe Sûresi: ayet 45)

 “Kalbleri mühürlendi, artık onlar anlamazlar.” (Tevbe Sûresi: ayet 87)

 “Fakat kalblerinde hastalık olanlara gelince, onların pisliklerine pislik katmıştır.” (Tevbe Sûresi: ayet 125)

 “Yanılarak yaptığınızdan size bir günâh yok, fakat kalblerinizin bile bile yaptığından günah vardır.” (Ahzâb Sûresi: ayet 5)

 “Andolsun insanı Biz yarattık ve nefsin ona ne fısıldadığını biliriz. Biz ona şah damarından daha yakınız” (Kâf Sûresi : ayet 16)

 “Onun gözüyle gördüğünü gönül yalanlamadı” (Necm Sûresi : ayet 11)

 “Deki: Sizi yaratan, size kulaklar, gözler ve gönüller veren O’dur. Ne kadar az şükrediyorsunuz.” (Mülk Sûresi : ayet 23)

 Güzel Rabbimiz Kudsi hadislerinde de şöyle buyurmuştur:

 “Göklere ve yere sığmam, mü’min kulumun kalbine sığarım.”

 “Ey insanoğlu, kainatları yaratan elbette benim. İnsanın sırrından başka mekânım yoktur.”

 “Ben sizin sûretlerinize ve güzelliklerinize bakmam, kalblerinize ve niyetlerinize bakarım”

 “Ey insanoğlu, huzurumu isteyen, ceberût, melekût ve mülk alemine iltifat etmez. Onlardan birine razı olan maksadına erişmez. Çünkü mi’rac, masivadan yükselmek ve Bana kavuşmakla ünsiyettir. İkab, sevâb, cehennem ve cennet için yaratmadığım kullarım vardır. Onları, muhabbetim için yarattım. Onlar bekâ ehlidir ve kavuşma nuruyla yanmışlardır. Ey kulum, Ben senin içinim, sen kimin içinsin? Ben seninleyim, sen kiminlesin? Ey kulum, nefsini bana verirsen, rızam senin içindir. Kalbini bana verirsen, cemalim ve kavuşmam senin içindir.”

 “Ey insanoğlu, konuştuğun söz, baktığın manzara, işittiğin ses, kokladığın koku, tuttuğun şey, yürüdüğün adım, düşündüğün düşünce, elemlendiğin hüzün, lezzetlendiğin sürûr hepsi hepsi benimledir. Senin yanında hazırım. Sana muttaliyim. Kalbine bakıcıyım. Sana senden yakınım. Zahir ve batın her zerrede sana rakîbim. Seni kuşatmışım. Senin koruyucunum. Bütün işlerinde mutasarrıfım. Bana şükret ve ibadet et. Bana gel. Bana tevekkül et. İşlerini Bana ısmarla. Benden razı ol, senden razı olayım. Beni kendinle bul. Nerede olursan seninle olurum. Kendim için olduğum kadar, senin için de olurum.”

 Resûlüllah Efendimiz (S.A.V.) kalble ilgili şu Hadis-i Şeriflerini buyurmuştur:

 “Gerçekten insan bedeninde bir parça et vardır ki, kaçan o ıslâh olsa, bütün beden ıslâh olur. Kaçan o bozulsa bütün beden bozulur. Uyanık olunuz ki, o insan kalbidir.”

 “Mü’minin kalbi, Allah’ın evidir.”

 “Mü’minin kalbi, yer ve gökten geniştir.”

 “Mü’minin kalbi, Allah’ın Arş’ıdır. ”

 “Mü’min mü’minin aynasıdır.”

 “Elbette Allah Teâlâ mü’min kulu kalbinde vaaz ve nasihat eyler.”

 “Elbette Allah Teâlâ mü’minlerin kalblerine hayrı ilham eder.”

 “Hakk Teâlâ her işte rıfk ve yumuşaklığı sever. Hazîn ve merhametli olan kalbe sevgiyle bakar.”

 “Kulların kalbleri, yer yüzünde Hakk Teâlâ için kablardır. O’nun katında onların en sevimlisi, en rikkatli ve en şefkatli olanıdır.”

 “Gerçekte Allah Teâlâ sizin sûretinize ve güzelliğinize bakmaz, lâkin kalblerinize ve niyetlerinize bakar.”

 “Bir mü’min yoktur ki onun dört gözü vardır: iki gözü başındadır, görünen işleri görür. İki gözü kalbindedir ki, onlar ile gayb işlerini müşahede eder. Şu halde Hakk Teâlâ bir kuluna hayır murad ederse, onun kalbinde olan basiret gözünü açar.”

 “Kulların kalbleri, Rahmani parmaklardan iki parmak arasındadır ki, onları her nice murâd ederse öylece döndürür.”

 “Selîm kalb, onu döndüreni görür.”

 İşte görüldüğü gibi insan yaşamında ufak et parçası dediğimiz kalbin eğitimi ve temizlenmesi her şeyden daha değerli ve daha önemlidir. Çünkü kalp, insan bedeninin her tarafına hükmeden bedenin bütün organlarına istediğini yaptıran güçlü bir trafo gibidir. Ve insanın her iki cihanda karşılaşabileceği olumlu ve olumsuz her şeyin kaynağı ve çıkış merkezidir…

.doc formatında indirmek için tıklayınız


15.04.2007

 

SORU 24: Allah dostluğundan ve Allah’ın veli kulu olmaktan bahsediyorsunuz. Buna inanıyor musunuz ?.. İnanıyorsanız ayet ve hadis gösterebilir misiniz ?..

CEVAP: Allahü Teâlâ Kur’an-ı Keriminde şöyle buyurmuştur:

“Halbuki O’nun velileri, ancak şirkten sakınan mü’minlerdir.” (Enfal sûresi : ayet 74)

 “Biliniz ki Allah’ın velileri için hiçbir korku yoktur ve onlar mahzun da olmayacaklardır.” (Yûnus sûresi : ayet 62)

“Biz, onu Süleyman’a bildirdik. Bununla beraber her birine bir hüküm ve bir ilim vermiştik.” (Enbiya sûresi : ayet 79)

“Nice adamlar vardır ki, ne bir ticaret, ne de bir alışveriş Allah’ı zikirden onları alıkoyamaz.” (Nur sûresi : ayet 37)

 “Rahman’ın o kulları ki, onlar yeryüzünde vakar ve tevazû ile yürürler. Cahiller kendilerine lâf attıkları zaman “selâm” derler. Onlar ki, Rablerine secdeler ve kıyâmlar yaparak geceyi geçirirler” (Furkan sûresi : ayet 63-64)

 “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Ancak gerçek akıl sahipleri anlar.” (Zümer sûresi : ayet 9)

 “Allah’ın İslam nûruyla kalbine genişlik verdiği kimse, kalbi mühürlü nursuz gibi midir? Elbette o, Rabbinden bir hidayet üzeredir.” (Zümer sûresi : ayet 22)

“Andolsun, nefse ve onu düzenleyene, sonra da o nefse, isyanını ve itâatini öğretene ki,”(Şems sûresi : ayet 7-8)

 “İnsana bilmediği şeyleri öğretti”(Alak sûresi : ayet 5)

Allah Teâlâ kudsi hadisinde şöyle buyuruyor:

“Kim bana dost olursa, onun istediğini yaparım. O Bana güvensin. İzzetim üzere and olsun ki eğer Benden Dünyanın zevâlini istese, onu izale ederim. Kim Benim dostum olma şerefine nail olursa, ona keramet vermek gerekir Bana.”

Resülûllah efendimiz de, çok sevdiği ümmetine Din ilmini öğretmiş ve Ledünni ilmi (Batın ilmi) öğrenmeye yetenekli olanları da bu konuda yetiştirmiştir ve ümmetlerinden Veli, Hakk dostları çıkmasına vesile olmuştur.

Bu nedenle bazı hadislerinde şöyle buyurmuşlardır:

“Kim ilmiyle âmil olursa, Allah, ona bilmediğini de ilham eder, onu da bildirir.”

“Mü’minin kalbi hikmet pınarıdır.”

“Hikmet, gönülde bir nurdur.”

“Hikmetin semeresi kurtuluştur.”

“Mü’minin talib olduğu şey hikmettir. Münafığın talib olduğuysa şehvettir.”

“Hikmet mü’minin yitiğidir, onu nerede bulursa alır.”

“Hikmet sahibi insanın, yegâne sermayesi hikmettir.”

“İlim ikidir; biri Kur’anın zahiri ilmidir ki, o, Allah’ın yarattıklarına hücceti ve delilidir. Biri de Kur’anın bâtın ilmidir ki, o da Rabbani fayda ilmidir.”

“Ümmetimin evliyası görülünce, Allah hatırlanır ve anılır. Zira evliyanın yüzüyle müşerref olanın kalbinde Allah fikri bulunur.”

“Allah’ın yaratıklarından evliyası aç ve susuzdur. Kim onlara eziyet ederse, Allah onlardan onun intikamını alır.”

“Dünya, ahiret ehline haramdır. Ahiret de dünya ehline haramdır. Her ikisi de Allah ehli olanlara haramdır. Ehlullah, büyük velilerdir.”

Yukarıdaki Hadisi Şeriflerde geçen Hikmet’in anlamı ise şöyledir:

Hikmet, Allah’ı bilmektir, Hakikat bilgisidir, ilm-i hâldir. İrfan bilgisidir, aşk ilmidir, Batın ilmidir, ledün ilmidir, gönül ilmidir, kalb ilmidir. İlim öğrenmekle olur, hikmetse, bir nevi ilhamla olur. İlim dilden dile gelir. Hikmet gaibten kalbe gelir. Zahir ilmi, dilden çıkar, ancak işiten kulaklara gider. Hikmet, batın ilmi ise, gönülün derinliklerinden çıkar, nefsi tesiri altına alıp, kalb dairesine akar. Zahir ilmi halk içinde meşhurdur, kitaplarda yazılmış ve yayılmıştır. Hikmetse, kalb içinde gizlidir.

İlim, tefekkürle bilinir, hikmetse Allah’ı sürekli hatırda tutmakla bulunur. Hikmet, Allah’ı bilmek, O’na giden yolların en yakınıdır.

.doc formatında indirmek için tıklayınız


15.04.2007

 

SORU 25: Yazdıklarınızda Allah Sevgisini, Allah’ı sevmeyi ve Allah tarafından sevilmeyi gündeme getiriyorsunuz. Namazlarımızı kılıp, ibadetlerimizi yaparak cennete giremez miyiz? Allah tarafından sevilmek ve Allah’ı sevmek konusunda, Kur’anı Kerimde ve Hadislerde açık bir hüküm var mı? Öğrenmek istiyoruz.

CEVAP: Güzel Mevla’mız kutsal kitabı, Kur’anı Kerimde şunları buyurmuştur:

“Muhakkak Allah, iyilikte bulunanları sever” (Bakara sûresi : ayet 195)

“Ve Allah kullarına çok merhamet edicidir.” (Bakara sûresi : ayet 207)

“Şüphesiz ki Allah, çok Tevbe edenleri sever, pisliklerden pâk olanları da sever.” (Bakara sûresi : ayet 222)

“De ki, ey Habîbim; Eğer siz Allah’ı seviyorsanız, hemen bana tâbi olun ki, Allah da sizleri sevsin ve bağışlasın. Ve Allah çok bağışlayıcı, çok acıyıcıdır.” (Al-i İmran sûresi : ayet 31)

“Gerçekten Allah, tâkva sahiplerini sever.” (Al-i İmran sûresi : ayet 76)

“Sana gelen her iyilik Allah’tan ve sana gelen her kötülük de kendindendir” (Nisâ sûresi : ayet 79)

“Gerçekten Allah, adaletlileri sever” (Mâide sûresi : ayet 42)

“Allah, onları sever, onlar da Allah’ı severler” (Mâide sûresi : ayet 54)

“Gerçekten benim Rabb’im çok merhametli ve çok sevgilidir.” (Hûd sûresi : ayet 90)

“Eğer Allah’ın size verdiği nimetleri saymaya kalksanız, onu asla sayamazsınız.” (İbrâhîm sûresi : ayet 34)

“Bir de sana tarafımdan kendimden bir sevgi bırakmıştım” (Tâ-Hâ sûresi : ayet 39)

“Ben seni kendime peygamber seçtim” (Tâ-Hâ sûresi : ayet 41)

“Muhakkak Allah, insanlara çok şefkatlidir, acıyıcıdır.” (Hacc sûresi : ayet 65)

“Ve aranızda bir sevgi ve merhâmet yarattı” (Rûm sûresi : ayet 21)

“Hem aşikâr, hem gizli olarak bütün nimetlerini size tamamladı.” (Lokman sûresi : ayet 20)

“Allah tarafından bir söz olarak onlara “selâm” vardır.” (Yâsîn sûresi : ayet 58)

Güzel Peygamberimizin (S.A.V.) bu konudaki hadisleri ise:

“Allah’ın yüz rahmeti vardır ki, ondan bir rahmetle bütün âlem halkı birbirlerine acır, rahmet ederler. Doksan dokuzu ile Kıyâmet gününde kendi kullarına merhamet edecektir.”

“Allah güzeldir ve muhabbet de güzelliğidir.”

“Allah, bir kuluna muhabbet etse, bütün yer ve göktekiler ona muhabbet ederler.”

“Müşfik bir annenin çocuğuna gösterdiği merhamet ve şefkatten, Allah, kuluna daha çok merhametli ve şefkatlidir.”

“Muhabbet, ezelden vardır ve daima da bâkidir.”

“Allah’a muhabbet eden kimse, Kur’an okumayı sever ve ona devam eder.”

“Sen sevdiğinle birliktesin.”

“Herkes sevdiğiyle beraberdir.”

“Allah yolunda, onun için sevgi, Allah’la sevişmektir”

“Allah, bana dünyanızdan üç şeyi sevdirdi: Kadın, güzel koku ve gözümün nuru namaz”

“Kim Allah’ı çok zikrederse, Allah onu sever.”

“Kim Allah sevgisini, insanların sevgisine tercih ederse; Allah, onu halka muhtaç olmaktan kurtarır.”

“Allah sever ki, kulları arasında olan kadim sevgi korunmuş olsun.”

“Şüphesiz benim yaşım büyük, cismim zayıf, kemiklerim ince ve ecelim yakın olup Mevla’ya kavuşmaya, peygamberlerin ruhlarına ve seçkin dostlara muhabbet ve şevkim şiddetlenmiştir.”

“Kim âşık olur, iffetini korur ve sevgisini söylemez, gizler ve bundan dolayı ölürse, o kimse şehit ecrini almıştır.”

“Ruhlar kendi âlemlerinde düzenlenmiş ordu gibidirler. Ne zaman bu aleme gelince, Allah’a arif olmakla birbirlerini tanıyanlar sevişir, inkarda olanlar zıtlaşırlar. Havada birbirleriyle karşılaştıklarında atlar gibi koklaşırlar.”

“Kim kalbinde Mevla’sının sevgisini bulursa, o kimse bilsin ki, Mevla’sı da ona muhabbet kılmıştır. Zira o muhabbet ona Hak tarafından gelmiştir.”

“Allah’ım, bana sevgini bağışla ve Sana yakın olanların sevgisini de.”

“Allah’ım, sevgini, canımdan, gözümden, kulağımdan, ailemden, malımdan her şeyden daha sevgili yap.”

“Allah’ım senden kazana rıza, Sana kavuşma şevki ve yüzünü görme lûtfunu istiyoruz. Ey acıyanların en acıyıcısı bize acı.”

Güzel Mevla’mızın bu kutsal kelamları ve Peygamberimizin (S.A.V.) bu güzel sözlerinden sonra Allah sevgisinin ne olduğu anlaşılmıştır sanırız.

.doc formatında indirmek için tıklayınız


16.04.2007

 

SORU 26: Selamın aleyküm hocam. Öncelikle sitemiz tüm Ümmet-i Muhammede hayırlı olsun. Benim bir önerim var sitemiz hakkında; Dersimizi yapmak isteyen arkadaşlarım, abilerim... Duaları bilmedikleri için yapamayabilirler. Sitenin bir bölmesine ya da ana sayfanın altına okuduğumuz duaları yazarsak daha iyi olur gibi geldi, tabi bu benim düşüncem, siz en iyisini bilirsiniz.  Arif TURHAN

CEVAP: DERSTEKİ SÛRELER VE ANLAMLARI:

FATİHA Sûresi ve Anlamı:

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM. Elhamdü lillâhi rabbil âlemîn Errahmânir rahîm Mâliki yevmiddîn İyyâkena’büdü ve iyyâkenesteî’n İhdine’s-sırâtal müstekîm Sırâtallezîne en amte aleyhim ğayril meğdûbi aleyhim veled dâllîn.(Amin)

Hamd (övmek, övülmek); O, âlemlerin Rabbi, O Rahmân, Rahîm, O, âhiret gününün mâliki Allâh’ın (hakkı) dır. O’na mahsustur. İlâhi! Yalnız Sana ibâdet ve kulluk ederiz, sade Sen’den yardım dileriz. Bizi doğru yola hidâyet eyle. Kendilerine bol bol nîmet verdiğin bahtiyarların yoluna, ki onlar ne azıp sapmış, ne de gazabına uğramışlardır. (Duâmızı kabul eyle Allâh’ım!)

 

İHLAS Sûresi ve Anlamı:

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM.  Kul hüvellâhü ehad.Allâahüs samed.Lem yelid ve lem  yûled.Velem yekünlehû küfüven ehad.

De ki: O, Allah, birdir. Allah, her yönden eksiksizdir ve her dileğin merciidir, her şey kendisine muhtâc olan Şanlı, Uludur. O, doğurmadı ve doğurulmadı. O'na hiçbir şey denk de olmadı.

 

FELAK Sûresi ve Anlamı:

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM. Kul eûzü birabbil felak.Min şerri mâ halak. Ve min şerri ğâsikın izâ vekab.Ve min şerrin neffâsâti fil 'ukad.Ve min şerri hâsidin izâ hased.

De ki: Yaratılmışların şerrinden, karanlık çöktüğü zaman gecenin şerrinden, düğümlere üfleyenlerin şerrinden ve haset edenin, içindeki hasedini dışarıya vurduğu vakit, şerrinden; şafak aydınlığının Rabbine (Allâh'a) sığınırım.

 

NAS Sûresi ve Anlamı:

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM. Kul eûzü birabbinâs.Melikinnâs.İlâhinnâs.Min şerril vesvâsil hannâas. Ellezî yüvesvisü fî sudûrinnâs.Minel cinneti vennâs.

De ki: Sığınırım Rabb'ına nâsın. Melikine nâsın. İlâhına nâsın; şerrinden o sinsi vesvâsın. Ki, fiskos eder sinelerinde  nâsın; gerek cinden (olsun o sinsi) gerekse insden."

 

AYETEL KÜR-Sİ Anlamı:

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM.Allahü lâ ilâhe illâ hüvel hayyül kayyûm. Lâ te’huzühû sinetün ve lâ nevm. Lehû mâ fis-semâvâti vemâ fil erd. Menzellezî yeşfeu’ i’ndehû illâ biiznihi. ya’lemü mâ beyne eydîhim vemâ halfehüm velâ yühîtûne bişey’in min ilmihî illâ bimâ şâe vesia’ kürsiyyühüssemâvâti vel erd. Velâ yeûdühü hıfzuhümâ ve hüvel aliyyül azîm.

Allâh, O Allâh'dır. O yegâne hak mâbuddur ki O'ndan başka İlâh yok, yalnız O; daima yaşayan, duran, tutan, her an bütün hilkat üzerinde hâkim, Hayy ü Kayyum ancak O'dur. Ne gaflet basar O'nu, ne uyku. Göklerde, yerde ne varsa hepsi O'nundur. Kimin haddine ki izni olmaksızın O'nun yanında şefaat edebilsin? Allah yarattıklarının işlediklerini, işleyenlerini, geçmişlerini, geleceklerini bilir. Onlar ise O'nun bildiklerinden yalnız dilediği kadarını kavrayabilir; başka bir şey bilemezler. O'nun kürsüsü, ilmi bütün gökleri ve yeri kucaklamıştır ve bunların koruyuculuğu, bunları görüp gözetmek kendisine bir ağırlık da vermez. O, öyle Ulu, öyle büyük ve yücedir…

 

İNŞİRAH Sûresi ve Anlamı:

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM. Elemneşrahleke sadrak Ve veda`na anke vizrak. Ellezi engada zahrak. Ve rafeğna leke zikrak. Fe innemeal usri yüsran innemeal usri yüsra. Fe iza ferağte fensab. Ve ila rabbike ferğab.

“Ey Muhammed! Senin gönlünü açmadık mı? Belini büken yükünü üzerinden almadık mı? Senin şanını yükseltmedik mi? Elbette güçlükle beraber şüphesiz bir kolaylık vardır. Gerçekten güçlükle beraber bir kolaylık vardır. Öyleyse bir işi bitirince diğerine giriş. Ve ümit edeceğini yalnız. Rabbından iste.”

.doc formatında indirmek için tıklayınız


AÇIKLAMA...

SORU SORMAK

VE ZİYARETÇİ DEFTERİ’NE

YAZI GÖNDERMEK İSTEYEN ARKADAŞLARIMIZ

SİTENİN YAZI İŞLERİNDEN SORUMLU

GÜNAYDIN KARDEŞİMİZE FAKS ÇEKEREK

VEYA TELEFON EDEREK

BİZE ULAŞABİLİRLER…

ALLAH HEPİMİZİN YARDIMCISI OLSUN…

EN DERİN SEVGİLERİMLE…


1

2

3

Sonraki Sayfa