:: İstatistik ::
 

    LÜTFEN… ÖNCE ZİYARETÇİ DEFTERİNE GİRİNİZ…

Önceki Sayfa

1

2

3

Sonraki Sayfa

4

5

6

7

23.04.2007

 

SORU 1: Yaptıklarınızın, Dersinizin ve Sitenizin gerçek amacının ne olduğunu açıklar mısınız ?..

CEVAP 1: Sitemiz baştan sona okunur incelenirse, yaptıklarımızın iki amacı olduğu görülecektir.

Birinci amacı:

Ömrünü meyhane ve birahanelerde sarhoş olarak geçiren,

Kumar masalarında ailesini ve servetini tüketen,

Eşlerini terk ederek, bar, pavyon ve fuhuş yuvaları gibi batakhanelerde zina ederek hayat geçiren,

Tabanca sapıyla, her gün eşlerini ve çocuklarını sıraya dizerek döven,

Dünyanın dört bir tarafında, kefen soyan ve kefene sarılı ölülerin altın dişlerini sökerek yaşamını sürdüren,

Asgari ücretle tutulup, adam vuran ve suçlarının cezasını uzun süre 15-20 yıl gibi hapishane köşelerinde çeken, ömrünü tüketen,

Devlet ve Millet düşmanlığını, inanç kabul eden, yaşamında tek hedef gören,

Hakkın yaratıklarına zulmetmeyi seven, acı çektirmekten zevk alan,

Kendini toplumdan tamamen dışlamış, Dine ve insanlığa kin kusan,

Zahiri ve Manevi hiçbir nasihati dinlemediği gibi, bu nasihatleri edenlerin üzerine yürüyerek küfreden,

Kendini ve kimseyi sevemeyen, kısırlaşmış duygularıyla, tehlikeli olan ve fikirleri betona dönüşen ve apayrı bir dünya yaşayan milyonlarca kardeşlerimizle tanıştık. Biz ve diğer arkadaşlarım, bunların batık yuvalarının ta içine kadar girerek önce iki insan olarak yan yana oturduk, anlaştık. Daha sonra sitedeki dersimizi tek tek ellerine vererek, onlarla buluşturduk

Bizimle tanışan bu kardeşlerimizin hepsi önce derslerini yaparak, bu tüm kötü alışkanlıklarını bıraktılar… Bu ilk adımdan sonra, kitaplardan ve sohbetlerden zahiri ve dini bilgiler elde ederek, hayatlarını zahiri ve manevi yönden en iyi, en mutlu bir şekilde yaşamaya başladılar.

Şimdi, bunlar gibi yardıma ihtiyacı olan kardeşlerimizle site aracılığı ile buluşmak istiyoruz…

Yani sitedeki bu dersimiz, bu kardeşlerimizin içinde bulunduğu bataklığa uzanan ilk el gibidir…

Bazı arkadaşlarımız, ders değil de neden Kur’an okuyun demiyorsunuz diyor… İnsafla bakılırsa bu anlaşılır… Ömründe şahadet getirmeyi unutmuş, beyni ve duyguları dumura uğramış, evinin kapı numarasını dahi okuyamayacak hale gelmiş bir insana, hangi tefsiri, hangi mevlüd’ü okutalım…

Kazandığımız bu kardeşlerimizin sayısı şu anda milyonları geçti… Bu binlerce batakhanelerin batması binlerce yuvaların kurtulması demektir…

Bunun, Dine, Vatana ve Millete bir zararı varsa söyleyin...

Yaptığınız iş olumlu diyorsanız, gelin fikirler üretin, beraberce çalışalım, insanlık ayıbı olan bu batakhaneleri beraberce kurutarak, bu kardeşlerimizi beraberce kazanalım. En önemlisi Yüce Mevla’mızın, Rızasını, gönlünü ve sevgisini kazanalım…

İkinci amacı:

Şu anda aramızda gurur duyduğum, canım kadar değer verip sevdiğim, gerek zahiri ilim, gerekse Din ilmi yönünden, bu asırda zirveye çıkmış çok sayıda kardeşlerimiz var… Bunlarla da, yine önce sitedeki dersimizle başlayıp, kalbi ilimlerle devam eden ve Hakka kadar uzanan manevi bir eğitim ve manevi bir yolculuk içindeyiz…

Bu nedenle sitemizin ilk amacı, kişileri, ilk adım dediğimiz dersle buluşturmak ve sonrasında en yüksek, en güzel sevgiliye beraberce ulaşmak…

Bu anlattıklarımız bir masal bir hayal değildir. Sitedeki ziyaretçi defterini okursanız, yazdıklarımızın hepsini canlı birer delil olarak tek tek göreceksiniz…

Dersi kastederek, sitemizin başlığını, bu asrın, 2000li yılların en büyük mucizesi diye koyduk.

Bu kadar canın, bu kadar yuvanın kurtulmasına kısa zamanda vesile olan ve bunu yaşayan delillerle ortaya koyan, bu ders dediğimiz gücün, şu ufacık bir övgüye hakkı yok mu dersiniz…

Sevgilerimle…

.doc formatında indirmek için tıklayınız

    LÜTFEN… ÖNCE ZİYARETÇİ DEFTERİNE GİRİNİZ…


13.04.2007

 

SORU 2: Ziyaretçi Defterine gelen mailler hakkında ne düşünüyorsunuz ?..

CEVAP 2: Bu ziyaretçilerimizin hepsi, gönül bahçelerinde renk renk açan, binbir çeşit ilahi kokularla bezenmiş gönül gülleridir…

Yazıları ve sözleri, sır alemlerinde bulunan duygularla yazılmış, söylenmiş, kötülük ve çirkinlik adına ne varsa, hepsine bir tepki, bir çığlık ve bir feryat gibidir…

İnsanlar bir toz kadar da olsa, yaşamlarındaki hatalarını örtmek için yarışırken, bu gönül dostları dersten önceki koyu siyah yaşamlarını, iki cihana sunma fedakarlığını göstermişlerdir… Eminim ki hepsi de doğru söylemişler, hatta az bile yazmışlardır…

Yine eminim ki bundan amaçları, ellerinde bulunan dersin, büyük bir ilahi güçle desteklendiğini ispat etmek ve yaşamları kendileri gibi olanların kurtulmaları için, bu dersle buluşmalarını sağlamaktır…

Bunu yapmak kolay değildir… Bu Hakk dostlarının, Hakka sevdalık çekenlerin, Hakkın kullarına ve yaratıklarına olan büyük bir şefkatin ve merhametin eseridir… Ve bu duygu dolu yazılarda, aldatma ve gösteriş adına en ufak bir riyakarlık da görülmemektedir…

Ancak; bu gönül dostlarına bazı gerçekleri hatırlatmakta yarar olacaktır…

Sevgili kardeşlerim… Şu yazacaklarımı iyi bilin… İyi belleyin…

Bu dersimizi bir güç, bir nimet olarak elimizde bulunmasını sağlayan, nasip eden, alemleri yaratan Yüce Rabbimizdir…

Ve yine, bizi birbirimizle tanıştıran, bizi size, sizi bize sevdiren, zahiri ve manevi ilimlerle doyuran, ahlak, duygu ve düşüncelerimizi güzelleştiren, yaşamlarımızı olumlu yönde düzelten, dualarımızı geri çevirmeyen, bizleri kendisine doğru çeken, her şeyin sahibi, her şeyi yaratan yüce Mevla’mızdır…

O varsa her şeyin bir haddi sınırı vardır… Kim olursa olsun, hoca, talebe, güç ve ilim, Hakkın karşısında boynu büküktür ve bükük durmalıdır. Hatta hiç yoktur…

Yapan, yaptıran Rabbimizdir…

O verirse her şey olur…

O desteğini çekerse her şey durur, yok olur…

O güzeldir… O sevgilidir… Birbirimize olan sevgimiz, O’nun sevgisini bulmak içindir…

Her şeyi O’nun için yapın…

Her şeyi O’nunla yapın…

Hakk’tan asla ayrılmayın…

Kullarından değil, Her şeyi Allah’tan bilin…

Şu ana kadar yazılarınız ve ziyaretiniz olumlu ve çok güzel… Tıpkı sizin gibi…

Hepiniz bizlere birer evlat gibisiniz ve sizleri çok seviyoruz…

Yaşamınızın her saatinde, Allah sizin ve bütün inananların yardımcısı olsun. Allah’a emanet olun…

Sevgi ve selamlar…

.doc formatında indirmek için tıklayınız

    LÜTFEN… ÖNCE ZİYARETÇİ DEFTERİNE GİRİNİZ…


04.04.2007

 

SORU 3: Günümüzde karşılaştığımız, Hoca, Şeyh, yazar gibi sıfatlarla tanınan kişilerin ve dini cemaat liderlerinin, gerçekte Allah dostu, O’nun veli kulu olup olmadığını ve bu kişilerin manevi gücü bulunup bulunmadığını nasıl anlayabiliriz?.

CEVAP: Zahiri bilgilerle, bir şahsın Allah dostu ve O’nun veli kulu olup olmadığını, şu üç halle anlayabiliriz :

 Birincisi: Ona karşı peşin yargınız olmadan, iyi niyetlerinizle ziyaretine gittiğinizde, yaşamınızla ilgili olumsuz her türlü duygu ve düşünceler içinizden gider… Sizi üzen, acı, gam, keder, telaş, vesvese ve sıkıntılar yok olur… Kendisinden çekinip, uzaklaşmazsınız… Yanında, bir ana kucağında durur gibi, mutlu ve huzur bulursunuz… Moral yapınız düzelir…

 İkincisi: Söylediği her söz, bir bahar yeli gibi, kulaktan gönlünüze akar… Söylediği her söz kendiliğinden beyninize yapışır, yıllarca unutamazsınız… Sormadan size cevap verir… Cevapları ilim ve hikmet doludur… Bildiklerinizi hale çevirir ve size yaşatır… Bilgileriniz sürekli artar…

 Üçüncüsü: Her karşılaştığınızda, her gördüğünüzde, size Allah’ı hatırlatır… İçinizde Hakk’a karşı Şevk oluşur… Elinizde olmadan onu sever, ona saygı duyarsınız… Kendisinden sıkılmaz, sohbetlerinden ayrılmak istemezsiniz… Sizden hiç bir şey istemez… Siz ondan hayır dua istemeye mecbur kalırsınız…

 Bir zatın yanında, bu duygu ve haller, hiçbir nedene bağlı olmadan sizde oluşuyorsa, bilin ki karşınızda duran bir Allah dostudur… Sözü ve yazdıkları, duygu ve davranışına uyan, içi dışı bir olan, duası kabul olunan, Hakk’ın sevgilisi, Onun veli kuludur…

 Bu hâl ve duyguları yaşatamayan, bunların dışında olan bir kişinin, kendini din adamı, Hakk dostu gibi görmesi ve halka kabul ettirmek istemesi, Allah katında suçtur… Yalandır… Kişiyi ve ona uyanları dinden, imandan eder… Ahirette ceza görür… Dünyada ise, belâ ve musibet içinde yüzer… Sonunda kaybolur gider…

 Sitedeki günlük dersinizi sürekli, her gün yaparsanız, Zahiri ve Manevi yönden çok iyi yerlere gelirsiniz…

 

.doc formatında indirmek için tıklayınız

    LÜTFEN… ÖNCE ZİYARETÇİ DEFTERİNE GİRİNİZ…


05.04.2007

 

SORU 4: Kulun Rabbinin emirlerine ters düşmeden yaşaması mümkün mü ?.. İlim, hale çevrilmezse, tek başına yeterli olur mu ?..                                                         CEVAP: Kullar ömrünün her anında, her gününde ve her çağında Rabbiyle beraber yaşadığını, O’nunla muhatab olduğunu bilmelidir…

 Yüce Mevla’mız gökyüzünden yer yüzüne bütün eşyayı kendisinin yarattığını ve bütün işleri ilahi bir düzen ve disiplin içinde kendisinin idare ettiğini, kutsal kelamıyla herkese duyurmuştur…

 Ve kullarından bu ilahi düzene ters düşmeden yaşamaları için emir ve yasaklar getirmiş, nasıl yaşamaları gerektiğini bildirmiştir…

 Hakk tealâ, kendisiyle ters düşen bütün kullarına, dünyada belâ ve musibet, Ahirette ise, ceza vereceğini duyurmuş, düzenine ve idaresine uymayanlara, onları bozmaya çalışanlara, ilahi adaletiyle hükmedeceğini beyan etmiştir…

 Bu nedenle; kulun Rabbine isyan etmeden, O’nunla dost olarak yaşaması için, önce yaratılan her şeyi ve niçin yaratıldığını, sonra kendisini ve yaratılış gayesini ve daha sonra Rabbini tanıyarak, neyi sevdiğini, neye kızdığını bilmesi lazımdır…

 Bunun için de, zahiri müsbet ilimlerini, Din ilimlerini ve mana ilmi dediğimiz kalb ilmini öğrenmesi ve bunları bilgiden hâle çevirerek yaşaması ve amel etmesi gerekmektedir…

 İlim tahsil etmek ve bilgi edinmek her şeyi halletmediği gibi, hâle çevrilmez yaşanmaz ise, bunalıma ve inançsızlığa sürüklediği çok kere görülmüş, şahit olunmuştur…

 Bilgi var Hâl yoksa, duygu yoktur…

 Hâl var Bilgisi yoksa, duygular bir yerde kısırlaşır…

 Hem bilgi, hem de Hâli varsa duygular sürekli büyüyerek gelişir ve istenen sonuç elde edilir…

 Bu nedenle; kulun Rabbiyle ters düşmeden yaşaması için, önce ilim öğrenmeli, sonra bilgisini hâle çevirerek yaşamalıdır. Aksi büyük bir felakettir… Zira Alimler bildiklerini hâle çevirip, amel etmezlerse, bilgisiz cahillerden çok daha acıklı hâle düşebilirler…

 Sitedeki günlük dersinizi sürekli her gün yaparsanız… Rabbinize ters düşmeden O’nunla dost olarak yaşamayı öğrenirsiniz… Mutlaka deneyin… Ve bu dersi başkalarına da ulaştırarak, bilginin hâle nasıl çevrildiğini görün…

.doc formatında indirmek için tıklayınız


05.04.2007

 

SORU 5: Günahlar bedenin hangi organlarıyla işlenir ? Günahlar ve tevbeler kişinin hal ve makamına, Allah katındaki derecesine göre değişir mi ?..                          CEVAP: Kulun Allah’ın istemediği şeyleri yapması, günah kazanmasına neden olur…

 Bu günahlarına karşılık, Allah katında, hakkında alınan kararlar, hep aleyhine çıkar, bela ve ceza ile karşılaşır… Bu da Dünya ve Ahirette perişanlık demektir…

 Bu nedenle kul ya hiç günah işlememeli… Ya da günah işlediğinde, daha hakkında karar çıkmadan Rabbinden özür dilemeli, tevbe etmelidir…

 Suç ve hatalar, sözle, fiille ve duygularla işlenir…

 Sözle ve fiillerle işlenen günahlar bedendeki organlarla işlendiğinden, görünür, bilinir ve önlemi alınır…

 Ancak duygularla işlenen günahlar kalble ilgilidir… Bunlar için bırakın önlem almayı, bazen fark bile edilemez… Şirk, Gurur, Kibir, Riya, Hased gibi duygular kalbte işlenen görünmeyen günahlardır…

 Ayrıca; Şeytanın kalbe soktuğu çeşitli düşünce ve vesveseler vardır… Bunlar Allah’ı anmaktan Allah’ı düşünmekten gafil bırakan duygulardır…

 Ve yine Allah’ı fiil ve sıfatlarıyla tanımak bilmek yaratılış gayesidir… Bu yöndeki eksiklik, yaratılış gayesine ters düşen, büyük bir gaflet ve kusur sayılmaktadır…

 Bunlar kulun haline ve Allah katındaki derecelerine göre değişir… Her halin kendine göre taati, günahı, sınır ve şartları vardır… Bu nedenle kullar bulunduğu hale göre sorumludur… Ve bütün kullar tevbeye muhtaçtır…

 Cahilin tevbesi günahtandır…

 Alimin tevbesi gaflettendir…

 Seçilmiş Hak dostlarının tevbesi ise, duygularının Allah’tan başkasına meylindendir…

 Her an tevbe etmek gerekir… Zira tevbe büyük bir kuvvettir… Her iyiliğin kaynağıdır… Kuvveti öylesine güçlüdür ki, nefsin, şeytanın ve kötü arkadaşın saltanatını yıkar, yok eder…

 Sitedeki günlük dersinizi, sürekli her gün yaparsanız Hakk’ın istediği şekilde yaşar, tevbenin en güzelini yaparsınız… Mutlaka deneyin… Ve bu dersi başkalarına da vererek, Alemi Ekber denen insanların yeniden doğuşunu seyredin…

.doc formatında indirmek için tıklayınız


05.04.2007

 

SORU 6: Hakk yolu nedir ?.. Kime Hakk yolcusu denir ?.. Kulların Allah’a vermesi gereken duyguları nelerdir ?.. İman ve duygu aynı şey midir ?..                          CEVAP: Amacı Allah’ı tanımak, O’na ulaşmak olan ve yaşantısını buna göre düzenleyen kul, Hakk yolcusudur…

 Seyahat edilen yolda yetmiş küsür haller ve dereceler bulunur… Kul bu yolun hangi haline, hangi derecesine ulaşmış ise Allah katında, o derecedeki haliyle değerlendirilir…

 Daha doğrusu; Allah katında kullar derece derecedir… Ve bulunduğu dereceye göre Dünya’da ve Ahiret’te Rabbinden karşılık görür…

 Kulun bulunduğu bu dereceler sabit değildir… İbadet ve sosyal yaşamındaki Allah’a vereceği duygulara göre azalır ve çoğalır… Bazen elden hep çıkar…

 İman; Allah’a verilen duygudur…

 İmanın kuvvetlenmesi, Allah’a verilmesi gereken duyguların güçlenmesi, büyümesidir…

Bu duygular:

Allah’ı sevmektir…

Allah’tan korkmaktır…

Allah’a güvenmektir…

Allah’a tevekkül etmektir…

Allah’a teslim olmaktır…

Allah’ın her şeyine sabırdır…

Allah’tan razı olmaktır…

 

Kulun bulunduğu derece ve hallere göre, bu duygular değişik anlam taşır ve kuvveti başka başkadır…

Şu halde; yol ve yolcu yoktur… Bunlar yolcuyu ve onun duygularını anlatmak için kullanılan mecazi ifadelerdir…

Hakk yoluna girmek, bu yolda dereceler elde etmek, Allah’a gitmek, yükselmek ve Allah’a ulaşmak gibi terimler, kulun kalbindeki duygularını Allah’a verip, vermemesini ve ne kadar verdiğini izah etmek için kullanılan terimlerdir… Ve bunlar insan kalbi içinde oluşan olaylardır…

Güzel Mevla’mız “Beni kendi kalbinizin dışında ararsanız, Benden uzaklaşırsınız” Hadis-i Kudsisi, buna işarettir…

İman; Allah’ın istediği duyguları O’na vermektir…

İmansızlık; Allah’ın kullarından istediği duyguları O’na vermemektir… Veya O’nun yaratıklarına vermektir…

İmansızlık felakettir… Allah’ın istemediği duygulara sahip olmak ve bu duygularla yaşamaktır…

İmana sahip olan kişiden güzellik ve iyilik çıkar…

İmansız kişi sürekli fenalık üretir…

Peygamberimiz “ Yalan İmanı kaçırır” buyurmuştur…

İmanlı kişi günah işlerken, imanı kendisinden çıkar, dışarıda bulunur…

Ecel’e sakın bu şekilde yakalanmayın…

Allah’ın istemediği bir şeyi yaparken ve yaptıktan sonra, imanınızın sizden kaçtığını, sizden çıktığını bilin…

Bunun için tevbe edin, pişman olun, Haktan özür dileyin… İyilik yaparak imanınızı kendinize çekin…

Sitedeki günlük dersinizi sürekli her gün yaparsanız Hakkın istediği duygu ve hallerin size doğru aktığını göreceksiniz… Mutlaka deneyin… Ve bu dersi başkalarına da vererek alem denen insanın yeniden dirilişini seyredin…

.doc formatında indirmek için tıklayınız


06.04.2007

 

SORU 7: İnsanların yaratılış gayesi nedir ?.. Kendini yaratan Rabbini tanıması ve bilmesi gerekir mi ?..                                                                                                       CEVAP: İnsanların yaratılış nedenlerinin en başında, kendisini yaratan Rabbini tanıma ve bilmesi gelir…

 Hakk tealâ gizli bir hazine iken, tanınmayı ve bilinmeyi istedim ve sevdim demiştir…

 Bu nedenle güzelliğini, nimetini, celal ve azametini, san’at ve hikmetindeki sırlarını göstermek için ruhlar ve sebepler alemini yaratmıştır…

 Atomdan, feleğe kadar, evrenin her zerresinde, Allah’ın güzel san’atları ve hikmetleri gizlidir…

İlim, akıl, duygu ve düşüncelerle, bu gizlileri okuyup, anlayan ve mana veren herkes, kendini ve Rabbini tanıyabilir O’na ulaşabilir…

Zira bu güzel san’atların her biri, insanların kendini tanımasına ve kendini tanıdıktan sonra, Rabbini tanımasına O’na ulaşmasına sebeb ve delil olan birer vesiledir…

Hakk tealâ iki alemde her ne yaratmışsa, benzerini insan vücudunda da yaratmıştır…

İnsanın bedeni; iki cihanın küçük özetidir…

Kalbi ve Ruhu ise; iki cihanı içine alacak kadar daha büyük bir alemdir…

İnsan kendini tanır, kendine ulaşabilirse, bedeni ve ruhu üzerinde yaptığı tasarruflardan, Hakkın iki cihanda nasıl tasarruf yaptığını bilir ve öğrenir…

Bunun neticesi; Hakkı sevmek, O’na aşık olmak O’na hayranlık duymak ve O’nunla beraber sonsuza dek hep dost kalmaktır…

Bir Hadis-i Kudsi ‘de: “Bilmiş olunuz ki, her cesette bir kalp vardır. Her kalbte bir gönül vardır. Her gönülde bir sır vardır. Her sırda bir gizlilik vardır. Her gizlilikte daha büyük bir gizlilik gizlidir. İşte BEN bu gizlilerin gizlisindeyim” buyurulmuştur…

Bir Hadis-i Şerif ‘te: “Ben size Allah’ı öğretirim, O’nu tanıyıp bilmekse, o kalbin işidir.” buyurulmuştur…

Allah dostları; iki alemi ve onlarda mevcud olan her şeyi insan için yaratıldığını ifade etmişlerdir…

Bu nedenle şu gerçeği söyleyebiliriz;

İnsanın esas ve tek yaratılış gayesi , kendini yaratanı tanımasıdır…

İki alemin yaratılış gayesi ise, insanın kendini tanımasıdır…

Sitedeki günlük dersinizi sürekli her gün yaparsanız… Rabbinizi tanıyacaksınız… Mutlaka deneyin… Ve bu dersi başkalarına da ulaştırarak, Hakkı tanıtın…

.doc formatında indirmek için tıklayınız


06.04.2007

 

SORU 8: Bu çağda bir kişinin Allah dostu, sevgilisi ve veli kulu olması mümkün mü ?  Mümkünse hangi yollara baş vurmalı ?..                                                                        CEVAP: İnancı olmayan bir kişinin, imana gelmesi ve bu inancına göre yaşayarak, mana ehli, Allah dostu olması için bir süreç gerekmektedir…

Bu sürece, Dünyada yaşarken, Hakka yolculuk, Hakka ulaşmak adı verilir…

Yola Hak yolu, bu yolda seyahat eden kullara da Hak yolcusu denir…

Kullar, Hakka bir halden, daha iyi bir hale geçerek derece derece yükselir…

Onun için Allah katında kullar derece derecedir…

Allah’a ulaşmak bir emirdir… Yüce Rabbimiz “Allah’a ulaşmak için vesileler arayınız” buyurmuştur…

Allah’a imandan O’na ulaşıncaya kadar olan süreç Hak yoludur ve vesilelerle sebeblerle doludur…

Bu yolu iyi belleyin iyi düşünün… Ve bu yoldaki vesileleri arayıp bulun… Aranan kul olun…

Zira aranan kul, Allah dostudur…O’nun veli kuludur…

Hakka ulaşmak sırasıyla şöyle olur:

  • Müslüman olmak…
  • İmana kavuşmak…
  • İmanı kuvvetlendirmek…
  • Allah’ı tanımak…
  • Allah’tan korkmak…
  • Allah’ı sevmek…
  • Allah tarafından sevilmek…
  • Allah’ı özlemek…
  • Allah tarafından aranır olmak…

.doc formatında indirmek için tıklayınız